Kalbime ona sahip olamayacağımı söyledim ama kanımdaki muhalif İrlandalı isyan etti ve o benim dedi. İmkansızı kabullenip teslim olduğumda kader bir kez daha onu elimden almaya çalıştı. Belki kader gözümdeki perdeyi kaldırdı sadece.
“Dudaklarım nasıl öptüğünü unuttu, kalbim ne zaman atacağını unuttu, ciğerlerim neden havaya ihtiyacı olduğunu unuttu. Thomas hiçbir şey unutmadı, beni kaldırıp kendine çekti ve öpücüğüme hayat üfledi, kalbimi onunkiyle birlikte çarpması için kandırdı, dudaklarıma adını söylemeyi hatırlattı. Saçımı okşadı vr dakga geri çekilip beni soluksuz bıraktığında bedeni hareketsizleşti, unutulan her şey hatırlandı.”
Gülüşü bende ağlma hissi uyandırıyor- canlanan bir anı, daha tatlı zamanlara, eski bir dost ve yeni bir acıya ait bir ses. Yeni bir acı çünkü ondan vazgeçmiştim ama o geri döndü. Ben onu bulamadım. O bizi buldu ve tuhaf bir biçimde kızgın değil. Kırgın değil. Sanki Anne değilmiş gibi.”
Onun hakkında hikayeler yazabilirdim.
Okurun hoşuna gider, sırf iyi bir insan olduğu için onu sevmelerini sağlardı. Düzgün. Güvenilir. Belki onun hakkında hikayeler yazardım. Belki… bir gün.”
“Doğuryor, yaşıyor ve ölüyorduk. Bu döngü sürüp gidiyordu. Bir sürü hayat yaşanıyordu. Ve öldüğümüzde yitip gidiyorduk. Birkaç nesil geçip gidiyordu. Ve hiç kimse doğduğumuzu bile anımsamıyordu. Hiç kimse göz rengimizi ya da içimizi kasıp kavuran tutkularımızı hatırlamıyordu. Er ya da grç hepimiz çimler arasında bir taş, yosun kaplı bir mezar taşı oluyorduk… Hatta bazen o bile olamıyorduk.”