Lily, babasının ölümüne kadar ki olan seneler boyunca aile içi şiddetle büyümüştür. Babasının karşısındaki gördüğü anne profili ile gelecekte kendini aynı durumda görmemeyi istiyordur. Bununla ilgili nettir. Fakat duygular ve hayatlar kimi zaman planlandığı gibi gitmez ve insan kendini hiç olmak istemediği bir anın içinde bulur.
Öncelikle söylemem gerekirse kitaba çok büyük beklenti ile başladım. Öyle ki selpaklarımı her ihtimale karşı yanıma da hazırlamıştım. Fakat kitap her ne kadar dokunaklı bir hikaye içeriyor olsa da bende ağlama hissi uyandırmadı. Bence zaten kadına karşı şiddet, kadın çaresizliğini işlediği için kitabı popüler yapan bu unsurlarla zaten kitabı sevmesek ayıp olurdu. Aslında bu kitabı okuyan tüm okurların en hassas noktası bu olduğu içinde bu kadar anlata anlata bitirememiş olabiliriz.
Kitap iki kısımdan oluşuyordu. İlki Lily ve Atlas’ ın tanışma hikayeleri,
Diğeri şimdiki zamanda Lily ve Ryle arasında yaşananlar.
Gerçekten kitap boyunca duygusal anlamda bölündüm. Kime üzülsem arka planda onu haklı çıkartacak birşey vardı. Lily ‘ e üzüldüm, Atlas’ a parçalandım, Ryle’ ye hem kızdım hem kıyamadım. Yani bir karakteri hem iyi hem kötü yapmak zorunda değildi yazar. Bir hareketiyle kızdığınız karakter arkanızı döndüğünüzde iyi birşey yapıyor oluyordu. Sonra bu yaptıklarını geri alamaz diye o karaktere kızarken, karakterin geçmiş travmaları “E onunda travması var?” dememe sebep oluyordu.
Bu yüzden bana bazı duygulardan çabuk vazgeçildi gibi geldi. Bazı olaylar alternatif olarak, üretilecek psikolojik tedavi yöntemleriyle önlenebilirdi fakat yazar şimdiki finali bize vermek istediği için o yolları hiç açmamış.
Kitaba asla kötü demiyorum. Ana mesajında vermek istediğini aldım. Fakat ben kitabı alternatif iki finalle kapatıyorum. Finalin kötü olduğundan
İnsanların hepsi hata yapardı. Bir insanın karakterini belirleyen şey, yaptıkları hatalar değildi. Karakterimizi belirleyen şey, bu hataları alıp onları bahane olarak kullanmak yerine, onlardan ders alıp alamadığımızdı.
“Hiçbir erkek karısını benim Anne’ i sevdiğim kadar sevemez. Eğer sevse tüm sokaklar boş kalır, hiçbir tarla ekilemez. Erkekler karılarının ayaklarına kapandıklarında başka hiçbir şeye ihtiyaç duyamayacakları ve başka hiçbir şeyi önemsemeyecekleri için endüstri durur, piyasalar tepetaklar olur. Eğer tüm erkekler karılarını benim Anne’ i sevdiğim gibi sevse işe yaramaz bir yığın olur. Ya da belki dünya barışls tanışır. Belki savaşlar sona erer, sevgiyi ve sevilmeyi hayatımızın merkezine aldığımız için kavgalar biter.”