Siz bu yılgınlığı hiç yaşamadınız, biliyorum; çünkü her zaman yalnızca kollarınızda sizin kadınınızın içindeki kendi dünyanızı kucakladınız, onun da sizde kendi dünyasını kucakladığının, onun içine işlenmez bir başkası olduğunun hiç mi hiç ayrımına varmaksızın.
Herkes içindeki dünyayı dışarıdaymış gibi, herkese zorla kabul ettirmeye, onu kendisinin gördüğü gibi görmeye zorlamak istiyordu, ona göre, başkaları, bu dünya içinde kendisinin onları gördüğünden başka türlü var olamazlardı.
Ama ben bu kesin, ayna gibi pırıl pırıl bilince sahip olduğum için deliydim; bunun bilincine varmak istemeksizin aynı yolda yürümekte olan sizlerse aklı başındasınız.
Hiçbir şey tarihten daha dinlendirici değildir. Yaşamda her şey gözlerimizin önünde sürekli olarak değişiyor; hiçbir şey kesin değil; dur durak bilmeyen o kaygı, durumların nasıl gelişeceği, sizi öylesine tasalandıran, öylesine tedirgin eden olayların sonuçlarını görme kaygısı! Tarihte her şey kesin bir biçimde belirlenmiş, istikrar bulmuştur: yaşantılar ne denli acılı, durumlar ne denli hüzün verici olursa olsun, işte karşımızdalar, düzenlenmiş, en azından, otuz kırk kitap sayfası içinde dondurulmuş, işte, oradalar; artık değişmeyecekler.