Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Başarıyı amaçlamayın. Bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da artar. Çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır. Mutluluğun kendiliğinden olması gerekir, aynı şey başarı için de geçerlidir: Ona aldırış etmeyerek, kendi kendine olmasına izin vermeniz gerekir.
Bilincinizi dinlemenizi ve bilginiz dahilinde bilincinizin sizden yapmasını istediği şeyi yerine getirmek için elinizden geleni yapmanızı istiyorum. O zaman, uzun vadede —uzun vadede diyorum!— başarı sizin peşinizden gelecektir, çünkü başarıyı düşünmeyi unutmuşsunuzdur.
Biri Hiçbiri Binlercesi’nde Moscarda’nın kendi gerçekliği üzerine düşüncelerini okuduğumda şaşırdım. Çünkü zaman zaman benim de aklıma takılan, "Acaba başkalarının gözünde nasıl biriyim?" gibi soruları onun ağzından duymak hem tanıdık hem de sarsıcıydı. Her insanla farklı bir 'ben' olarak karşılaşmak düşüncesi, kendi içimde sessizce var olan bir sorguyu gün yüzüne çıkardı. Bu düşüncelerle kitap aracılığıyla yeniden yüzleşmek, bana kendimi sorgulama fırsatı sundu. Anlatımı ise tüm bu derin sorgulamalara rağmen oldukça akıcıydı. Pirandello'nun bu eserini okuma fırsatı bulduğum için mutluyum.