❝Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-Bakü-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman. Balkan Savaşı yıllarında başlayıp 1. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü... Trabzon'da ve Tebriz'de doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat: önce delice akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in meşhur halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...
İki büyük savaşın savurup yeniden şekillendirdiği hayatlar, muhacirlik, tehcir, mücadele, kader... Nar Ağacı bir Doğu masalı kadar zengin, hayal kadar güzel, hayat kadar gerçek bir hikâye... ❞
Bu kadar etkileneceğim bir kitap olacağını düşünmemiştim. Fotoğraflarda anlatıcıyla beraber yolculuk ettiğimiz için sanki tüm bunları ben yaşamışım gibi hissediyorum.. Benim için hep üstü kapalı kalmış Doğu'yu ve İran'ı Settarhan'dan dinlemek oraları farklı bir bakış açısı ile görmemi sağladı. Bir gün fırsat olursa aynı yerleri ben de gezmek istiyorum.
《Hançere: gırtlak
《Allame: çok ve derin bilgili
《Bezirgan: tüccar
《Râh: yol, meslek
《Ervâh: ruhlar
《Tecelligâh: İlahi sırrın meydana çıktığı yer
《Agâh: bilen, öngörülü
《Nigâh: bakmak, nazar etmek
《İkrâh: iğrenmek
《Hanüman: ev, bark
《Hazan: sonbahar
《Natüvan: güçsüz
《Heyula: korku verici hayal
31.05.24
❝O vakte kadar kibar yaşamış bu kadının zerrelerine ayrılıp dağılacak kadar yara aldığını ama diğer yanıyla dağılan zerrelerinden yeniden doğacak kadar da güçlü olduğunu anladım. Dağılıp gitmeye hakkı olmayanlara özgü bir güçle güçlüydü. Ve bütün şiirini aşka, sevdaya, kendi gönlünün feryatlarına adayan bu kadının şimdi baştanbaşa vatan kestiğini, kendine bambaşka bir kimlik biçtiğini, onun da yolun sonuna geldiğini anladım.❞
Sayfa 407 - İsmail ~ Kırık Kafiye Şair Nigâr Hanım
❝Gerçeği ancak bu defter çeker. Ama çoğu kez bu dehşetin kelimesini bulup da bir yerden çıkaramıyorum. Yazıya düşen hiçbir şey ateşini olduğu gibi yansıtmıyor, her şey yazıya dönüşürken munisleşiyor. Hiçbir alfabede "Z"den sonra harf yok çünkü. Bu rezaletin kelimeler karargâhında bir karşılığı yok. Böyle bir şey sadece yaşanabilir. Yaşayanlar da tez elden unutma telaşında. Tarih kitaplarına girecek üç soğuk cümlenin ardında ne mahşer var oysa.❞
❝Bu deftere yazdığım satırları sana elbette gönderemem. Sair zaman olsa okumak dahi istemeyeceğim bu satırları nasıl yazdığıma ben bile hayret ediyorum. Ama yazmak iyi geliyor. Yazdıkça içimdeki zehri akıtacağım sanıyorum. Yazarsam, bütün bu dehşetin kelimeler dünyasında bir karşılığını bulursam bir parça hafifleyeceğim zannediyorum. Kelimeye dökülen acım bir taraftan hafifliyor. Yazdıkça kendime ve bütün bu olanlara uzaktan bakabiliyorum çünkü. Uzaktan baktığımda ise başka bir zamanın, başka bir hayatın varlığına olan inancım pekişiyor. Kendi bedenini gören bir ruhum ben şimdi.❞