Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“(…) korkumuzun bizi güvende tutmaktan ziyade zincirlerimize daha sıkı bağladığını, ayrıca hepimizin asıl ihtiyaç duyduğu şeyin de dengeli ve insancıl bir toplumsal eşitlik olduğunu kabul etmeliyiz.”
“İyi, uysal, itaatkâr” olmamız gerektiğine dair öykülerin bizi tanımlamasına izin vermemeliyiz. Kendimizi nasıl tanımlayacağımızı biz kendimiz belirlemeliyiz. Kültürel beklentilerden ve şartlandırmalardan oluşan o yığının altında boğulmanın yarattığı öfke, sınırlarımızın neye benzediği ve nereye sınır çizmemiz gerektiği konusunda bize rehberlik edebilir. Marshall Rosenberg’ün “şiddetsiz iletişim” teorisine göre öfke, bir şeylerin yolunda gitmediğini bize gösteren içsel bir alarmdır. Bu uyarıya kulak vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Benzer şekilde, insanlar öfke ve acılarını bize yönelttiğinde de bu duygulara uygun ve etkili bir şekilde nasıl karşılık vereceğimizi bilmek zorundayız.
“Siyahi kadınlar olarak bizden nefret eden bir dünyada kendimizi sevmenin ne anlama geldiğinin farkındayız. Çok az şeyle çok fazla iş başarmanın ve deyim yerindeyse, on beş sentten bir dolar yaratmanın ne demek olduğunu da en iyi biz biliriz. İktidarın dişlerinin arasından kendi onurumuzu çekip çıkarmanın ve yine dimdik durmanın ne anlama geldiğini, kendi toplumumuzdan ve devletimizden gördüğümüz dehşet verici şiddet ve travmalara rağmen yolumuza devam etmeyi de biliriz.”