Heykeltıraşlığın zorluklarıyla ilgili kendisine bir soru yöneltildiğinde Michelangelo, "Zor değil ki," demiş, "Davut heykeline ait olmayan her bir taş parçasını kırıyorsunuz, oluyor bitiyor." Hayattan bazı şeyleri kesip atmak kolay. Beş para etmez bir sevgiliniz varsa ayrılırsınız, ekmeği bırakırsınız, Twitter'ı telefonunuzdan silersiniz. Bir şeyleri kesersiniz ve böylece sizi ciddi ciddi öldüren şeylerin asıl şekli az da olsa çıkar ortaya.
Tüm semavi dünyanın vaadi buna dayanır: Yalan söyleme, kimseden çalma, kimseyi s.me, öldürme ya da aldatma, bunları yaparsan iyi bir insan olacaksın. On emirden sekizi neyi yapmamanız gerektiğini söylüyor size.
Öte yandan bütün hayatınızı, bunların hepsinden uzak durup yine de en ufak bir iyilik bile yapmadan geçirebilirsiniz. En büyük sıkıntı da burada. Her şeyin kökündeki çürüme bundan kaynaklanıyor: iyilik denen şeyin yokluk üzerine, yapmamak üzerine kurulu olduğu inancından. Bu inanç her şeyi yozlaştırıyor, bir gıdım gücü olan herkesin parmağını bile kıpırdatmamasına yol açıyor. Zengin bir adam, tek bir evsizi bile öldürmeden koca bir gün geçirebilir ve akşam olduğunda, aman ne kadar da iyiyim diye başını yastığa koyabilir.
Halbuki aynı zenginin onlarca çorap ve krokan va çadır alıp şehir merkezinde dağıttığı bambaşka bir dünya da var. Ama ona göre bir şeyleri yapmıyor olması yeterli.