Yazar ve biyokimyacı Isaac Asimov’un dediği gibi: “Hayatın şu an en üzücü tarafı bilimin bilgiyi, toplumun bilgeliği topladığından daha hızlı toplaması.”
Kendimizi bu icatlarla doğa dünyasından ve ‘sosyal’ tercihlerimizden uzaklaştırmanın sıkıntılarından biri bu durumun dünyayı takip etmemize yarayan sinir sistemleri üstünde baskı yaratmasıdır. Stres tepkisi sistemlerimiz modern dünyanın duyu kakofonisini takip edeceğim derken helak oluyor: Cadde gürültüsü, trafik, uçaklar, radyolar, televizyonlar, buzdolabının uğultusu, bilgisayar fanının tıslaması. Şehirde yaşıyorsanız sistemlerin üstüne daha beter yük biniyor. Sokakta gördüğünüz her yeni insan için beyniniz tekrar tekrar şu soruları soruyor: “Güvenli mi? Tanıdık mı? Dost mu düşman mı? İtimat edebilir miyim?” Her bir insanın özelliklerini tarayıp onları “içinizdeki güvenli ve tanıdık kataloğu”na göre değerlendirirsiniz. Sosyal çevreyi böyle biteviye taramak kafamızdaki işlemciyi ciddi ölçüde yoruyor olabilir.
Bir yandan da doğaya isyan bayrağını çekmiş durumdayız. Geceleri uyanık kalabilmek için yapay ışık kullanıyoruz. Yediğimiz gıdalar inanılmaz işlenmiş; bedenlerimizin sindirebilmek üzere evrildiği gıdalardan epey farklılar. Tüm bunlar bedenimizde, özellikle beynimizde stres yaratıyor.