İçinde hiçbir mücadelenin olmadığı bir ilişki kötü bir şekilde sonuçlanır ve yok olur. Birbirine gerçekten duygusal anlamda bağlı olan çiftler incindiklerinde, öfkelendiklerinde ve ihtiyaç duydukları şeylerle ilgili savaşmaya başladıklarında bunları birbirinin bilmesine izin verirler. Bu şekilde duyarlı olmak, tutkuyu canlı tutar ve çiftlerin terapistlere ya da boşanma avukatlarına gitmesini engeller.
Ergenlerin özgürlüğü istemesi son derece normaldir. Kimliklerini pekiştirmeye ve ailelerinden ayrılmaya çalışırlar. Akılda tutulması gereken şey, ergenler özgürlüğü ister diye onlara çok fazla özgürlük tanımanın mantıklı olmadığı. Ergenler, isyan edebilecekleri ebeveynlere ihtiyaç duyarlar. Ebeveynlerin kurallarına ve önem verdikleri şeylere çarparak, nasıl iyi kararlar verebileceklerini ve dürtülerini nasıl yönetebileceklerini öğrenirler.
Pressman’ın Narsistik Aile kitabında dediği gibi,
“İşkolik olmanın kökleri narsistik evlerde ekilir. ‘Yapıyorum o halde varım’ bu evlerin yetişkin çocuklarının sloganı olabilir.”
Hayatlarımızı bir ağaca benzetirim. Her birimizin ağaçlar gibi kökleri ( büyütülme şeklimiz ), uzun ve sağlam bir gövdesi ( gelişimimiz) ve yetişkin hayatımızda büyütüp çiçek açtırdığımız dalları vardır. Gövde ya da gelişim aşamanızda yaralar vardır; onlar bir yere gitmezler, kim olduğumuzun bir parçasıdırlar.
Fakat iyileşme çalışması derin yaraları tedavi etmemizi, içini doldurmamızı, merhem sürerek kapamamızı sağlar.
Partnerinizi aslında bilinçdışı bir seviyede ‘seçersiniz.’ İnsanlar olarak aşina olana ilgi duyarız. Eğer annenizle kapanmamış defterlerinizi çalışmadıysanız, muhtemelen kendinizi davranışsal bakımdan anne-kız döngüsünü yeniden yaratacak biriyle bulursunuz. Ayrıca aynı duygusal seviyede olduğunuz kişileri partner seçersiniz.