teklifinden söz ediyoruz, bu sekilde bahsedilen güvenin sonucu olan ahlaki sorumlulugun etkisinin onun suça egilimini dizginleyip dizginlemeyecegini, böylelikle de en sefil ruhlarda bile her zaman rastlanabilecek pariltiyi ve soylulugu yüzeye çikanp çikarmayacagini kimse bilemez. Bir halk deyisiyle sonlandirirsak, kadim bir atasözünün bize bikip usanmadan ögrettigi gibi, bizim kör, istavroz çikaracagim derken gözünü çikarmisti.
Bir sürü aptalin saldirisina ugrayan, daha fazlasinin da yok saydigi ahlaki vicdan, var olan ve daima var olmus bir seydir, yoksa ruh denen seyin bulanik bir fikirden öte olmadigi Dördüncü Zaman filozoflarinin icadi degildir. Zaman geçtikçe, birlikte yagarken ve genetik degisimler olurken, vicdanimizi giderek damarlarimizda dolasan kanin rengine ve gözyaslarimizin tuzuna buladik, bu da yetmiyormus gibi, gözlerimizi içimizi gören birer aynaya dönüstürdük, sonuçta gözlerimiz, agzimizla inkâr etmeye çalistigimiz seyleri çogu zaman his çekincesiz gözler önüne serer hale geldi. Bu genel olguya bir de basit zihinlerde islenen suçun yol açtigi pismanliga çogu zaman kadim korkular da eklenince, bunun sonucunda, suclunun isledigi suçun cezası, öyle böyle demeden, hak ettigi-nin iki kati olur. Dolayisiyla, bu durumda, arabayi çalmak için motoru çalistirdigi anda hirsiza korkularn hangi bölümünün ve vicdan azabinin hangi bölümünün aci çektirdigini bilmek mümkün olmaz. Ne var ki, ansizin kör olan adamin iki eliyle tuttugu ayni direksiyonu tutan, disariya bakarken aniden hiçbir sey göremez oldugu ayni ön camdan disari bakan biri kendini elbette rahat hissedemez, bu tür düsüncelerin o igrenç ve sinsi korku canavarini uyandiracagini düsünebilmek için fazlaca hayal gücüne sahip olmak gerekmez, ki bu korku ca-navari zaten basini kaldirmaya başlamisti bile. Ama