''ÖLÜM YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL, PARÇASI OLARAK VARDIR.''
Bir kez sözcüklere döküldüğünde klişe görünüyor ama o zamanlar bunu sözcükler değil, içimde bir düğüm olarak hissediyordum. Ölüm; kağıt ağırlığının içinde de vardı, bilardo masasının üzerinde sıralanmış kırmızı beyaz dört topun içinde de. Ve hayatımız boyunca onu ince bir toz gibi ciğerlerimize çekip duruyorduk. O zamana kadar ölümü hep bağımsız, yaşamdan tümüyle ayrı olarak kabul etmiştim. Ölüm elbette günü gelince bulacak bizi diye düşünüyordum ama o zamana kadar bizi rahat bırakır. Bu bana basit ve mantıklı bir gerçek gibi görünürdü. Yaşam bu yandaydı, ölüm öbür yanda.
Bir şey söylemeye çalışıyorum, ama aklıma hep yanlış kelimeler geliyor; bazende demek istediğimin tam tersi çıkıyor ağzımdan. Düzeltmeye kalkınca da daha beter oluyor. Sonunda ne diyeceğimi hepten şaşırıyorum ve başta söylemek istediğimi de unutuyorum. Sanki bedenim ikiye ayrılmış da birbiriyle kovalamaca oynuyor. İkisinin arasında koca bir sütun yükselmiş ve onlar da birbirlerini yakalamak için sürekli dönüyorlar o sütunun çevresinde. Bir parçam doğru kelimeleri biliyor, ama diğeri onu yakalayamıyor.
sanki hayatın kendisi körmüş gibi, ne yöne gideceğini bilemeyen hayatmış gibi, belki de doğrudur bu, ne yöne gideceğini gerçekten bilemiyordur, bize aklımızı verdikten sonra kendini bizim ellerimize teslim etmiştir