Tekdüze, renksiz hayatı birden aydınlandı. Artık yatakta o kadar uzun zaman kalmıyor, Mihailo beyinin elini yüzünü yıkaması için onu çok beklemiyordu artık. Odanın penceleri açılıyor ve güzel odanın sahibi, uzun zaman bahçesinin gölgeli yollarında dolaşıyor, saatlerce uzakların güzel manzalarına dalıp gidiyordu.
Yüzünden hiçbir ifade okunmuyordu. Sanki o koca vücutta hiç ruh yoktu. Olsa bile bu içinde değil, ölümsüz iskelet masalındaki gibi dağların arkasına hapsedilmişti. Ruhunu öylesine kalın bir kabuk sarmıştı ki içeride olup biten şeyler hiçbir zaman dışarı vurmuyordu sanki.