İnfak, sadece gözden çıkarılmış ve artık değerini kaybetmiş mallardan değil; en iyi ve en kaliteli olanlardan seçilerek yapılması gereken bir güzelliktir.
Eğer gerçekten infak etmek istiyorsak, bu eylem en güzele (en güzel, el-Cemil olan Allah'tır.) yaraşır bir şekilde, güzeller arasından seçilerek gerçekleştirilmelidir. Ne yazık ki bazen Allah'a verdiğimizi söylerken, aslında Kâbilce veriyoruz. Peki, Kâbilce vermek ne demektir? Gözden çıkardığını vermek, elindekinin en kıymetsizini sunmak demektir. Dilde Habilce konuşuyoruz ama infakta Kabilce davranıyoruz. Eve yeni eşyalar alınca, eskimiş veya artık işe yaramayanları birilerine gönderiyoruz. Oysa bazen en iyisini verebilme cesaretini gösteremiyorsak, infakın hakikatini henüz kavrayamamışız demektir.
Hatırlanacağı üzere sahâbe, infak konusunda son derece hassas davranırdı. Çünkü onlar, gözden çıkardıklarını değil, gözbebeği gibi sevdiklerini ve en değerli olanları infak ederlerdi. Bu sebeple, infakın niteliği konusunda bizim de aynı dikkati göstermemiz gerekir. Temel ölçüyü ise Rabb'imiz Kur'an’ da çok açık bir şekilde ortaya koyar: "Allah yolunda sevdiğiniz şeylerden harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir." [Al-i İmrân 3/92). Eğer insan, sevdiği nimetlerden infak etmiyorsa, infakla iyiliği çoğaltamıyorsa, bu durumda imanını kemale erdirmiş sayılmaz. İşte bu yüzden sahâbe çoğu zaman en sevdiklerini infak ederdi. Nitekim Ebû Talha'nın (ra) en sevdiği bahçeyi infak etmesi de bu anlayışın açık bir örneğidir [Bk. Buhâri,
"Zekât", 44). Genel olarak sahâbenin infaklarına baktığımızda, hep en kıymetli olanı, en gözde olanı verdiklerine şahit oluruz.