Edward Snowden dünyaca ünlü, belki de ilk kez bu kadar büyük çaplı bir şekilde Amerikanın istihbarat servisinden yankı uyandıracak bilgiler açıklayan bir veri ve bilgisayar uzmanıdır. Onu bu kadar değerli kılan ise aslında herkesin sorguladığı “teknolojik çağda verilerimiz ne kadar güvenli ?” sorusunun cevabını zorlu bir hayat hikayesiyle dünyaya armağan etmesidir. Yapmış olduğu açıklamalar dolayısıyla neden hayatta olduğu ABD’nin ajanları tarafından yok edilmediği düşünülse de işin mantıklı açıklaması ise bunun hiçbir pratik yararı yoktur. Çünkü Snowden NSA’in ve veya buna benzer diğer istihbarat servislerinin Kamunun özel sandığı ve güvenli zannederek kullandığı teknolojiyi ve verileri tüm insan haklarını ve değerlerini hiçe sayarak hiçbir meşru amaca dayanmayarak nasıl istismar ettiğini, kendi halkını dahî önemsemeyen kurumların işlemiş oldukları suçları, bunları hangi kılıfa soktuklarını açıkladığı dönemde güvendiği ve ön hazırlığını sağlam bir şekilde yaptığı dünyaca ünlü gazetelerle basın yoluyla zaten dünyaya net bir şekilde açıklamıştır. Bunun üzerine ifşa edilen devletin bir de apaçık katil olarak anılmasını isteyeceği de düşünülemez, ki ne kadar ironik olsa da her suçu işleyen insan hayatını ve haklarını hiçe sayan ABD bunu da bir mükafatmış gibi sergilemekten çekinmez. Bu kitapta ise ismini herkesin bildiği basın güçleriyle işbirliği yaparak “kutsal hedefi”ne ulaşan ( sormak lazım istediği amaca veya faydaya ulaşmış mıdır acaba ?? ) Edvard Snowden’ın hikayesini bir gazetecinin bakış açısından okuyoruz. Kitabın sonunda insan kendi kendine şunu soruyor, haklarımızı koruyor sandıklarımız aynı zamanda haklarımızı ihlal edenler mi yoksa ?
“Sorun şu ki bir kere kendi ‘öznel görüşlerinizi ve siyasi değerlerinizi’ açıkça ilan ettiğinizde onları savunma isteği insanın doğasındadır ve açıkladığınız görüşü destekleyecek şekilde gerçeği küçültmek ya da tartışmayı yönlendirmek ayartıcı hale gelir.”