Nasılsa insanım? Nasılsa insandım!
Okumak ve gezmek olası birsey. Peki kendini modernlik içinde sanıp da eli kitap yerine para desteleri taşıyanlara ne demeli ?
Parti size gözlerinizle gördüğünüz, kulaklarınızla duyduğunuz gerçekleri reddetmenizi söylüyordu. Nihai, temel emri buydu. Karşısındaki olağanüstü gücü, Parti'nin herhangi bir fikir adamının onu bir tartışma esnasında nasıl da kolaylıkla alt edeceğini, cevap vermek şöyle dursun, anlamakta bile zorlanacağı ustalıklı akıl yürütmeleri düşününce yüreği ezildi. Oysa haklıydı! Hatalı olan onlar, haklı olan kendisiydi. Gün gibi ortada olan, saçma ve gerçek olan savunulmalıydı. Herkesçe bilinen gerçekler gerçekti, bunları bırakmamak gerekirdi! Gerçek dünya vardı, kuralları değişmezdi. Taşlar sertti, su ıslaktı, desteksiz nesneler dünyanın merkezine doğru düşerdi.
Daha önce pek çok kez merak ettiği gibi yine merak etti, delirmiş miydi? Belki de delilik tek kişilik azınlık olmaktı. Bir zamanlar dünyanın güneşin çevresinde döndüğüne inanmak delilik belirtisiydi; bugün de geçmişin değiştirilemez olduğuna inanmak öyleydi. Bu inanca yalmzca o sahip olabilirdi, yalnızsa da delirmiş demekti. Fakat onu asıl rahatsız eden deli olduğu düşüncesi değildi; dehşet verici olan yanılıyor olma ihtimaliydi.
Ne kadarının yalan olduğunu nereden bilecektiniz? Sıradan insan bugün Devrim öncesindekinden daha iyi durumda olabilirdi. Aksi yönde tek kanıt, kemiklerinizin içinden gelen dilsiz itiraz ve yaşam koşullarınızın katlamlmazlığına, başka bir dönemde mutlaka daha farklı olması gerektiğine dair içgüdüsel bir histi. Modern yaşamın asıl ayırt edici özelliğinin amansızlığı ve güvensizliği değil, düpedüz yavanlığı, köhneliği, neşesizliği olduğunu anladı birden.