Her gün yaptığımız ve bir süre sonra hayatımızda normal veya standart davranış biçimleri haline gelmiş şeyleri yapmaya devam ediyorduk ve bunlar o kadar yoğun biçimde benliğimizi kaplıyordu ki kendi varlığımızın çıplak ayaklı ruhuna arkamızı dönerek yaşıyorduk.
Oysa büyük bir paradoks gibi, hayatın bize göre normalleşmiş alışkanlığı içerisinde bu simetriyi bozan her davranış bizi kendi varlığımıza yaklaştırıyordu! Kendi varlığımıza yaklaşabilmek, kendi varlığımızda henüz keşfetmediğimiz yeni kara parçalarını bulabilmek için ezber bozan deneyimlere ihtiyacımız vardı.