Ölümünden birkaç gün önce aslında ne kadar yanıldığımızı anladım. Ben annemin gözlerinde zaten ölümü görmüştüm hastaneye yattığı ilk gün. Bunu sanki kendime itiraf etmekten kaçıyordum ama bunu kendimden ne kadar sağlayabilirdim ki? Aniden o anı hatırlayıp öleceği gerçeğini fark ettiğimde hastanedeki odasının dışında koridorda bir ufak sandalyede bekliyordum. İçeri girmeye cesaretim yoktu çünkü çok bitkindi. Yüzündeki renk gitmişti artık. Hayatının enerjisini bir güç çekip almıştı ondan, damarlarındaki tüm kanı, bana bakarken saklamadığı sevgiyi, her şeyi.
Otuz yaşımdayken annemi kaybettiğimde yeniden hayata bağlanmam çok zor oldu. Bir süre etrafımdaki hiçbir şeyin bir anlamı olmadığını bilerek yaşadım. Yeniden hayata bağlanmak ve her şeye yeniden ayak uydurabilmek için seyahatler yaptım ama hiçbiri sonuç vermedi. Dünyanın öteki ucuna gitsem bile annemin bakışları benden uzaklaşmadı. Sonra, bu duyguyla yüzleştim ve onu her zaman özleyeceğim gerçeğini kabullendim.