Yavru Ceylan bana kalırsa oldukça yorucu bir roman. Okurken çok yoruldum. Zaman zaman kurguyu anlamak için çaba sarf ettim. Bunu nedeni sanırım Magda Szabó’nun romanda yazmayı tercih ettiği monolog şeklindeki anlatış biçimi. Bu monologlar ünlü bir Macar aktriste ait. Kah çocukluk anılarına, kah savaş dönemine, kah öğrencilik yıllarına giden parçalı, zaman atlamalı bir anlatım biçimi var Yavru Ceylan’da. Zaman doğrusal akmıyor. Anlatım sanki yüksek ateşten mustarip bir hastanın gördüğü rüyaları gibi. Elbette bu şekilde bir anlatımı biçimci de akıcılık olabilir; ancak Yavru Ceylan çok karmaşık yapıya sahip. Kurgunun bu gelgitli yapısı, dürüst olmak gerekirse romandan beni soğuttu. Kim kimdi, neydi ne oldu derken roman olan odağımı yitirdim, anlatıcı gibi benimde zihnim darmadağın oldu. Bilmiyorum, belki de yazarın istediği şey, tam bu darmadağınıklık hissini okura da verebilmektir.
Tüm bu olumsuz yönüne rağmen Yavru Ceylan sınıf çatışmasını dair çok net tespitler de barındırıyor. Bu yönü güçlü bir roman. Romanın anlatıcını olan Eszter yoksul bir düşmüş bir ailede doğmuş, yaşamı boyunca kendi kendini var etmek için çabalamış, çok küçük yaşlardan itibaren bir yetişkin kadar sorumluluk almış bir kız çocuğu olarak yaşadıklarını, hissettiklerini, sahip olamadıklarına sahip olanlara karşı içinde durduramadığı kıskançlığı gerçekçi bir biçimde anlatıyor. İnsan olmadığın getirdiği tüm çelişkileri yaşayan, hırslı ve zaman zaman acımasız ve bencil; yani salt iyi ya da salt kötü değil, gri bir alanda var olan bir karakter Eszter. Tıpkı tüm insanoğlu gibi.
Sonuç olarak, Yavru Ceylan, Magda Szabó’nun insan psikolojisine dair derin kavrayışını ve toplumsal eleştirilerini bir araya getirdiği ,hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insan doğasını sorgulayan, yoğun ve zaman