İşte, savaş denilen kanlı ziyafetin burası mutfağı. Orada insan parçaları, gelip geçiyor. Savaş büyük isimler yapıyor, siyaset adamlarının, kumandanların heykelleri yapılıyor, halk onlara tapıyor. Halbuki burada, iki dakikada gelip geçen büyük ruhları kimse ne biliyor, ne anlıyor.
Askeriyedeki birçok kişi, hareketin çapından ve toplumsal etkisinden çekinmekte ve en nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti'nin laik düzenini yıkmayı amaçladığına inanmaktadır. Bunun sonucu olarak, Gülen hareketi mensuplarının ordu, istihbarat ve güvenlik teşkilatına girmesi engellenmektedir. Ancak hareket üyelerinin dışlanmadığı polis teşkilatı içinde önemli bir etki gücüne kavuşmuş durumdadır, bu olgu ise askeriyeyi rahatsız etmektedir.
Her toplum ve birey, dini yukarıdan aşağıya, kendi özel dünyasına indirmekte ve kendi dünyasının ve imkanlarının çerçevesi içinde kendi dindarlık duygusunu pratiğe yansıtmaktadır. Dinin bizzat kendisinde reform yoktur, sadece kendi din anlayışımızda bir yenilenme söz konusudur, daima bir yenilenme. Temel dini kaynaklar dışında, geçmişin din yorumlarını bugün harfi harfine bir model olarak almamalıyız. Her dönemin kendine ait, o dönem ve o dönemin kendi koşulları için anlamlı olan bir din anlayışı vardır; biz bunlardan fikir üretebilir, tecrübe kazanabiliriz.
Cezayir'in Fransa'ya karşı sert bir anti sömürgeci savaş verdiği sırada, 1955'te, Birleşmiş Milletler'de yapılan oylamada Türkiye, Cezayir'in bağımsızlığına karşı oy kullanmak suretiyle gelişmekte olan dünyayı şok etmişti. Ankara herhangi bir ulusal kurtuluş savaşına daha baştan kuşkuyla yaklaşıyordu.