Nesnel olarak kimlik sorunun son günlerde gündeme gelmesi, hiç kuşkusuz toplumsal dinamiklerden kaynaklanmaktadır. Bu dinamiklerden ilki, AKP'nin cemaatçi yapısıdır. Önemli bir kesimi tarikat geleneğine bağlı olduğundan "ümmetçi" konumları "milliyetçi" oluşuma karşıttır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türk laiklik sistemi, ne yazık ki İslam'ı dışlamıştır. Bunun en canlı örneği Tevhid-i Tedrisat (1924) oluşumundan 1947 yılına (Ankara İlahiyat Fakültesi kuruluncaya) kadar İslam'ın tüm eğitim kurumlarından dışlanmış olmasıdır. Türk toplumu inançsız yaşayamazdı. Bu nedenle, cemaatleşme sosyolojik anlamda bir boşluğu doldurma sürecinin bir yansıması olarak kabul edilmelidir.
Cemaatleşme olgusu, sosyolojik boyutu ile Türk laiklik tezinin karşıtı veya İslam'ı dışlayan, nötralize eden zihniyetine yönelik bir tepkidir. Bir inanç sistemi olarak din, toplumların alın yazısıdır.
Cumhuriyetle birlikte halifelik kaldırıldığı zaman, onun birleştirici ve bütünleştirici görevini yapacak yeni kuruma gereklilik görülmedi. Yerine Türk ulusçuluğu kabul edildi. Fakat bu usulçuluk toplumsal temeller üzerine oturtulmadığı için kısa zamanda ırkçı gelişmelerin önüne de geçilemedi. İşte o zaman Kürt'ü Türk gösterme çabaları ortaya çıkmıştır ki artık bunu bilmenin hiçbir olanağı kalmamıştır. Birden çok etnik grubun bir arada yaşadığı bir ülkede bunların bütünleştirmek oldukça zor ve zamana bağlı bir ülkü olabilmiştir.
Tarihsel süreç içinde İran ve Araplar güçlü asabiye bağları nedeniyle kimliklerini korumuşlar, erimemişlerdir. Deyim yerindeyse, "Araplar İslam'ı adeta araplaştırmışlardır." Oysa Osmanlı ne kendine dönüş yapabilmiş, ne kimliğine saygılı olabilmiştir. Tarihin bir dönemecinde Cumhuriyet, Türklük şemsiyesi altında tüm unsurların birlikteliğini temsil eden bir ulus-devlet sürecini gerçekleştirmiştir.