“Efendimiz, seven sevgilinin iradesine boyun eğmişse eğer…”
Sözümü kesti:
“Tut ki öyledir, sevgili ne istediğini her zaman söylemez, seven anlamalıdır!”
Bak çocuk, insan bedeni dört gemiye hükmeder. Mide gemisi, gönül gemisi,zihin gemisi ve ruh gemisi. Bunlardan yalnızca birincisi madde ile, diğer üçü mana ile alakalıdır. İlahi denge insanın maddesini değil manasını önemsediği için böyle yaratılmışız. Şimdi insan zaman denizinde yüzerken bunlardan hangisini sancak gemisi yahut beylik gemi yapacağına, hangisinin dümen suyunda gideceğine karar vermelidir. Mide gemisini diğer üçünün arasında seyrettirdiğimizde yaratılışımızın gereği olan dengeyi bulmuş, insaniyetimizi korumuş oluruz. Aksi takdirde mana lehine sahip olduğumuz üç gemimizi, maddenin yönettiği tek gemiye uydurursak madde hırsı bizi iblisliğe sevk eder. Zaman denizinde gönül gemisini rehber edinenler bahtiyar ömürler sürerler. Zihin gemisini rehber edinenler bilge ömürler sürer ve mutlu olurlar. Ruh gemisini rehber edinenler ise hem bu dünyada hem öte dünyada kazanmış olanlardır. Mide gemisini rehber edinenlere gelince, er ve ya geç diğer üç gemiyi parçalayacak kayalıklara sürükler ve ya şeytanın askerlerine teslim ederler. Çevrene bir bak be insanları buna göre ayır bakalım, kim hangi gemide yolculuk yapıyor?
Akdeniz, tılsımlı bir gün yaşıyordu. Sabah efendi uyananlar yine akşam köle oluyor, sabah köle uyananlar da yine efendiliğe yükseliyorlardı. Anladım ki bu sularda her şey umut ile korku, gam ile sevinç arasında birden değişiveriyordu. Kaderler ise en çabuk değişen şeydi.