Aşkın, insanların nasıl yakalandıklarına anlam veremedikleri, kaprisli bir his olduğu söylense de her şeyin olduğu gibi aşkın da kendi kanunları ve sebepleri vardır. Bu zamana kadar bu yasaların yeterince araştırılmaması, bir intibaın ruha nasıl sızdığı, uyurken olduğu gibi bu intibaın duyguları nasıl uyuşturduğu, her şeyden önce gözlerin nasıl körleştiği, hangi andan itibaren önce tansiyonun yükseldiği ve ardından yüreğin hızla çarpmaya başladığı, kendisini mezara kadar karşısındakine teslim etmeye ve kendini feda etmeye insanın nasıl olup da dünden razı olduğu, "ben" sözcüğünün yerini "bu adam" Ya da "bu kadın" Sözcüğüne bıraktığı, basiretin nasıl olağanüstü şekilde köreldiği ya da olağanüstü şekilde keskinleştiği, insanın karşısındakinin iradesine nasıl teslim olduğu, başını nasıl öne eğdiği, dizlerinin titrediği, gözlerinin yaşlarla dolduğu ve vücudun sıtmayla titremesi gibi konularda aşkla yanıp tutuşan insanın bilimsel bir incelemeye tabi tutulmasının mümkün olmaması yüzündendir.
Görüyorsunuz işte, ileri cebir, ne kadar gelir elde edeceğimi bilmeme yardımcı olmuyor. Köye döndüm, kulak kesildim, etrafıma bakındım evimizde, mülkümüzde, çevremizde işler nasıl yürüyor diye. Öğrendiğim hukuk gibi değildi hiç! Buraya taşındım, siyasi iktisat sayesinde basamakları tırmanırım diye düşünmüştüm. Oysa bana dediler ki bildiklerim zamanla işe yarayacakmış, yaşlılığımda yani.