Çoğu insan, ağızlarından iyi söz çıkmadan önce duraksar, utançtan kıpkırmızı kesilir, fakat boş lafları yüksek sesle, cesurca dile getirir. Oysa bu lafın kaybolup gitmeyeceğinin, aksine arkasında uzunca ve bazen silinemeyecek bir kötülük bırakacağının farkında değildir maalesef.
Leylaklar gitti... Dün gitti, imge dolu boğucu geceler de gitti. Evet, bu an da gelip geçecek, leylaklar gibi! Dünün gecesi giderken, bu sefer de bugünün şafağı sökmeye başlayacak.
Sonra ne olacak peki?
Ve aşk da... Aşk da mı? Oysa aşkın kavurucu bir öğle vakti gibi sevenlerin üzerinde asılı duracağını, hiçbir şeyin kıpırdayamayacağını, aşkın atmosferinde soluk alamayacağını düşünmüştüm. Oysa aşkta da rahat yok; ileriye, sürekli ileriye hareket ediyor.
Tıpkı hayat gibi....
Ah keşke aşkın bu sıcaklığını hissetseydim hep, verdiği kaygıyı değil! Olmaz, hayat nereye gidersen git peşini bırakmaz, öyle bir avucuna alır ki insanı! Hayatımın içinde nasıl da sürekli bir devinim var, görev var artık! Aşk, hayat okulunun en meşakkatli dersi!
"..... Mutlu olmak için sebep var mı? Nasıl olacağım? "
"Çalışın, insanlarla görüşün. "
" Çalışmak! Çalışmak, amacın varsa mümkündür! Amacım ne? Yok. "
" Amaç, yaşamaktır! "
" Ne için yaşadığını bilmezse insan, öylesine yaşar gider günler boyunca. Bir gün daha geride kaldığı için, hava karardığı için mutluluk duyar. Rüyasında, bugün niçin yaşadığı, yarın niçin yaşayacağıyla ilgili sıkıcı rüyalarla boğulur. "