Daha önce pek fazla okumuyordum. Kitaplar evimizde pek sık görülmezdi. Ekmeğin daha önemli olduğu düşünülürdü. Karnımızı doyurmak zihinlerimizi doyurmaktan daha önemli bir işti.
Artık çocuk olmadığımı biliyordum ama "yetişkin" de değildim. Çocukluğun neşeli umursamazlığı ve yetişkinliğin acısı ile hayal kırıklığı arasında asılı kalmıştım. Eskisi gibi umursamaz ve mutlu olmak istiyordum; ama çocukluğun sona erdiğini biliyordum.
Şeker Portakalı çok meraklı, yaramaz ve her şeyi öğrenmeye çalışan Zeze'nin acıyla tanışmasını anlatıyor. Küçücük yaşında hayatı öğrenmek zorunda kalmıştır.
Zeze'nin gördüğü psikolojik ve fiziksel şiddeti, onun saflığını ve masumiyetini o kadar derinden hissettim ki yer yer gözlerim dolu bir şekilde okumak zorunda kaldım. Hayatın hem masum yüzünü hem de acımasız gerçek yüzünü yüzünüze çarpan bir eser olmuş. Yüreğe dokunuyor.
Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin adını duyduğumda acı bir tebessümle hatırlayacağım, seni hep yüreğimde taşıyacağım Zeze. Senin dünyan ile tanışmak çok güzeldi. Umarım her okurun yolu seninle kesişir.
Portuga'ya söylediğin gibi "Sana her şeyi çok erken anlattılar..."