Buklerin

Buklerin
@Buklerin
46 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Neden hayattaki her şey gitmek, gelip geçmek zorundaydı? Zezé, yalnızca doğmak, yola çıkmak demek olduğundan. Yolculuk, daha ilk dakikada başlar. İlk kez soluk aldığın anda. Hayatın katı gerçeğiyle savaşamazsın.
Sayfa 257
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"..hayat budur işte. Hep giden birileri olur. Ne yürek unutur ne özlemler ölür. Bunlar sevgimizde yaşamaya devam eder. Ama birileri, zamanı geldiğinde gitmek zorundadır."
Sayfa 255
Güneşi Uyandıralım
"Tanrı'nın güneşi bu kadar güzelse, bir de ötekini hayal et." Şaşırıp kalmıştım. "Öteki mi? Öteki güneş mi? Bildiğim tek güneş bu, o da zaten kocaman." "Daha da büyük, başka bir güneşten bahsediyorum. Her birimizin yüreğinde doğan güneşten. Umutlarımızın güneşinden. Düşlerimiz uyansın diye göğsümüzde uyandırdığımız güneşten." Büyülenmiştim. "Adam, sen de şairsin, değil mi?" "Hayır. Sadece güneşimin önemli olduğunu senden önce fark ettim, hepsi bu." "Ya benimki?" "Senin güneşin hüzünlü Zezé. Yağmur yerine gözyaşlarıyla kuşatılmış bir güneş. Sahip olduğu gücü, yeteneklerini henüz kavrayamamış bir güneş. Senin bütün anlarını henüz güzelleştirememiş bir güneş. Küçük, biraz mızmız bir güneş."* "Yapmam gereken ne?" "Pek az şey. İste yeter. Ruhunun pencerelerini aç, bırak nesnelerin ezgileri içeri dolsun. Sevgi dolu anların şiiri." "Ezgi derken, benim çaldığım gibi müzikler gibi mi?" "Tam öyle sayılmaz. Sen başkaları için, dış dünyaya ait bir müzik yapıyorsun. Bunun bir yere varacağı yok. Müzik, ruhunun derinlerinden gelmeli. Başkaları için, buz gibi bir müzik yapmak yerine, sen yüzmelisin müziğin içinde." .. "Zezé önemli olan hayatın güzel olduğunu, göğsümüzde ısıttığımız güneşi Tanrı'nın bize bütün bu güzellikleri çoğaltalım diye vermiş olduğunu keşfetmek.
Sayfa 71
Utopia'da toplum kurumlarının amacı, her şeyden önce, halkın ve teklerin ihtiyaçlarını gidermek, sonra herkese bedenin köleliğinden kurtulmak, düşüncesini özgürce işletmek, kafa yetilerini bilimler ve sanatlarla geliştirmek için mümkün olduğu kadar fazla vakit bırakmaktır. Utopia'hlar için gerçek mutluluk, işte bu düşünce gelişmesinin tå kendisidir.
Sayfa 66
Sununum jus summa injuria (Aşırı doğruluk, aşırı haksızlık getirir.) Yasa koyanın aklı o kadar yanılmaz, o kadar kesin midir ki buyruğunu dinlemeyen kılıç haketsin? Yasa butün sucları bir kaba koyacak, çalmakla öldürmeyi aynı gözle görecek kadar katı ve duygusuz değildir. Doğruluk boş bir laf değilse, bu iki suç arasında dağlar kadar fark vardır. Tanrı Öldürmeyi yasak etmiş, bizse birkaç kuruş için adam asıyoruz, olacak şey mi bu? Denebilir ki, Tanrı'nın yasak ettiği, özel bir kişinin başkasını öldürmesidir, yasaları uygulayan yargıcın öldürmesi değil. Evet ama insanların Tanrı buyruklarına aykırı yasalar çıkarmasını, ırza geçmeyi, zinayı, yalan yere yemin etmeyi kitaba uydurmalarını kim önleyebilir? Nasıl önler? Tanrı bize sadece başkasını değil, kendimizi öldürmeyi bile yasak etmiş. Oysa biz yasaların gölgesine sığınarak birbirimizi boğazlayabiliyoruz! Bu korkunç adalet anlayışı, yargıçları ve cellatları Tanrı buyruğunun üstüne çıkarabilecek, onlara yasanın öldür dediğini öldürme hakkını verecek! .. Şimdi, üstünde çok durulan bu sorunun çözümüne geliyorum: En iyi cezalandırma yolu hangisidir? Bana kalırsa en iyi yolu bulmak, en kötüsünü bulmaktan çok daha kolaydır, insanları yönetmekte pek ileri gitmiş olan Romalıların ceza sistemini bilirsiniz. Onlar ağır suçluları süresiz köleliğe, taş ocaklarında, madenlerde zorla çalışmaya mahkûm ederlerdi. Bu ceza yolu, adaletle halkın yararını uzlaştırmış oluyor. Ama, bana sorarsanız, bu konuda, İran'a bağlı bir ulus olan Polyleriť'lerde gördüklerimi başka hiçbir sisteme değişmem. Polylerit'lerin yurdu bir hayli uygar ve birçok kurumları pek akıllıcadır. İran kralına her yıl ödedikleri vergi dışında özgür yaşar ve kendi kendilerini yönetirler. Denizlerden uzakta, dağlarla çevrili bereketli bir toprağın ürünleriyle
Sayfa 28