Buklerin

Utopia'da toplum kurumlarının amacı, her şeyden önce, halkın ve teklerin ihtiyaçlarını gidermek, sonra herkese bedenin köleliğinden kurtulmak, düşüncesini özgürce işletmek, kafa yetilerini bilimler ve sanatlarla geliştirmek için mümkün olduğu kadar fazla vakit bırakmaktır. Utopia'hlar için gerçek mutluluk, işte bu düşünce gelişmesinin tå kendisidir.
Sayfa 66
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sununum jus summa injuria (Aşırı doğruluk, aşırı haksızlık getirir.) Yasa koyanın aklı o kadar yanılmaz, o kadar kesin midir ki buyruğunu dinlemeyen kılıç haketsin? Yasa butün sucları bir kaba koyacak, çalmakla öldürmeyi aynı gözle görecek kadar katı ve duygusuz değildir. Doğruluk boş bir laf değilse, bu iki suç arasında dağlar kadar fark vardır. Tanrı Öldürmeyi yasak etmiş, bizse birkaç kuruş için adam asıyoruz, olacak şey mi bu? Denebilir ki, Tanrı'nın yasak ettiği, özel bir kişinin başkasını öldürmesidir, yasaları uygulayan yargıcın öldürmesi değil. Evet ama insanların Tanrı buyruklarına aykırı yasalar çıkarmasını, ırza geçmeyi, zinayı, yalan yere yemin etmeyi kitaba uydurmalarını kim önleyebilir? Nasıl önler? Tanrı bize sadece başkasını değil, kendimizi öldürmeyi bile yasak etmiş. Oysa biz yasaların gölgesine sığınarak birbirimizi boğazlayabiliyoruz! Bu korkunç adalet anlayışı, yargıçları ve cellatları Tanrı buyruğunun üstüne çıkarabilecek, onlara yasanın öldür dediğini öldürme hakkını verecek! .. Şimdi, üstünde çok durulan bu sorunun çözümüne geliyorum: En iyi cezalandırma yolu hangisidir? Bana kalırsa en iyi yolu bulmak, en kötüsünü bulmaktan çok daha kolaydır, insanları yönetmekte pek ileri gitmiş olan Romalıların ceza sistemini bilirsiniz. Onlar ağır suçluları süresiz köleliğe, taş ocaklarında, madenlerde zorla çalışmaya mahkûm ederlerdi. Bu ceza yolu, adaletle halkın yararını uzlaştırmış oluyor. Ama, bana sorarsanız, bu konuda, İran'a bağlı bir ulus olan Polyleriť'lerde gördüklerimi başka hiçbir sisteme değişmem. Polylerit'lerin yurdu bir hayli uygar ve birçok kurumları pek akıllıcadır. İran kralına her yıl ödedikleri vergi dışında özgür yaşar ve kendi kendilerini yönetirler. Denizlerden uzakta, dağlarla çevrili bereketli bir toprağın ürünleriyle
Sayfa 28
... Öyleyse ne diye tartışalım? Artık anlaşıldı ki biz bu işin içinden çıkamayacağız. Bari bırakın, ben de, duruşmalardaki usta hatipler gibi şöyle bir toparlayayım söylediklerimizi: Demek ne sevenler dost, ne sevilenler, ne benzerler, ne karşıtlar; ne iyiler, ne uygunlar ne de sözünü ettiğimiz daha bir sürü başka şeyler... O kadar çok ki hatırlamıyorum. Bütün bunların hiçbiri dost değilse susmaktan başka çare kalmıyor.
Sayfa 105
..birbirine en çok benzeyenler arasında kıskançlık, kavga, düşmanlık eksik olmazmış; hiç benzemeyenlerse canciğer geçinirlermiş; fakir ister istemez zenginin dostu olurmuş, çünkü ondan yardım beklermiş; onun gibi güçsüz güçlüyü, hasta hekimi, bilmeyen bileni arar, severmiş. Daha da ileri giderek diyor ki, benzer benzerin dostu olmak şöyle dursun, bunun tam tersi doğrudur; birbirini en çok sevenler birbirine en az benzeyenlerdir; herkes kendine benzeyeni değil, tam karşıtını arar; nasıl ki kuru ıslağı, soğuk sıcağı, acı tatlıyı, keskin körü, boş doluyu, dolu boşu ister; çünkü her şey kendi karşıtı ile beslenir; benzerin benzere hiç faydası yoktur.
Sayfa 94
..Yemekten sonra Yoksulluk şölenden payını istemeye gelmiş, kapının önünde durmuş beklemiş. Tanrı şerbeti ile sarhoş Bolluk (daha şarap yokmuş o zaman) Zeus'un bahçelerine çıkmış ve bir yerde sızmış. Çaresizlik için de yaşayan Yoksulluk Bolluk'tan bir çocuğu olmasına kurmuş, gitmiş yanına yatmış ve Sevgi'ye gebe kalmış .Aphrodite'in doğduğu gün ana karnına düştüğü için Sevgi bu Tanrının kulu, yoldaşı olmuş. Aphrodite güzel, o da yaradılıştan güzele düşkünmüş. Bolluk ve Yoksulluk'tan doğan Sevgi'nin talihi de ona göre olmuş. Sevgi her şeyden önce ve her zaman yoksuldur, çoklarının sandığı gibi hiç de öyle ince ve zarif de değildir, tersine kabadır, pistir, evsiz barksız, yalınayaktır, açıkta, dağda bayırda, kapı önlerinde, yol köşelerinde yatar kalkar. Ne yapsın, anasına çekmiş, yoksulluktan kurtulamaz. Babasına çeken tarafıyla da hep güzelin, iyinin peşindedir; yürekli, atılgan, dayanıklıdır; yaman avcıdır, hep tuzaklar kurar; fikirlere, buluşlara düşkündür, ömrü kafa yormakla geçer, bilicilikte, büyücülükte eşsizdir. Aslında ne ölümlü ne de ölümsüzdür. Bakarsın, aynı günde bolluk içinde gelişir, yaşar, birdenbire de ölür, sonra yine babasının tabiatı gereği bir çaresini bulup dirilir. Bir şeyin eline geçmesiyle elinden kaçması bir olur. Öylece Sevgi hiçbir zaman ne yokluk içindedir ne de varlık içinde. Bilgi ve bilgisizliğin de ortasındadır. Bakın niçin: Tanrıların hiçbiri bilgi ile uğraşmaz, bilgeliğe özenmez (çünkü zaten bilgedir); bilgeliğe ermiş bir insan da artık bilgi ile uğraşmaz; bilgisizler de öyle, ne bilgi ile uğraşırlar, ne bilge olmaya özenirler. Bilgisizlik neden kötüdür? Cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan yoksunken, hepsini kendisinde toplamış sanır da ondan. Yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün?
Sayfa 46