"Manhattan'la Queens arasındaki ucuz otele yakın, sefil barlar vardı. ... Bir gece yaşlı bir adam geldi yanıma. Kısa boylu, şişman sevimli biri. İki haftadır görüyordum onu otelde. Adının Glenn olduğunu biliyordum. Hiç konuşmuşluğumuz yoktu.
Muhabbetimiz de konuşarak başlamadı zaten. Kolundaki dövmelerden birini gösterdi. Baktım, bir şey anlayamadım. Hayli başarısız bir dövmeydi. Bıyıklı bir adam suratı çizilmeye çalışılmıştı. Başımı kaldırdım, gözlerimle "Eeee?" diye sordum.
Bıyıklı adam dövmesinin altındaki yazıyı gösterdi. Dikkat etmemiştim. Etseydim "Eeee?" diye bakmazdım. "Aaaa, bu ne yaaaa!" diye bakardım. İki kısa kelimeden oluşan bir yazıydı. "Ümite Besen"...
"Sanki hep ertelemeye çalışmıştık. O konuşmayı, ikimizin de tam olarak ne söyleyeceğini bilmediği, yapmak istediklerimizle gerçeklerin birbirine uymadığı, birbirimizi incitmekten korktuğumuz o konuşmayı bugüne kadar hep ertelemiştik..."