Kitabı ilk başta vejetaryenlik ile ilgili sanmıştım. Aslında ilgili ama odaklandığım tek şey asla bu değildi. Kitabın 3 bölümden, 3 ayrı bakış açısından yazılması hoşuma gitti. Aynı olaylar ve bir diğerinin hiç bilmediği olayları okur olarak tamamen görebilmemiz çok büyüleyiciydi. İlk hikayeyi okurken çok da önemsemediğim yan bir karakter olan eniştenin bakış açısıyla ikinci hikayenin yazılması beklemediğim bir şey olduğu için hoşuma gitti. Kitabın bir ve ikinci hikayesinde erkek karakterlerin gözünden baktığımız için aşırı rahatsız oldum. Aile içi ilişki, tecavüz, şiddet, kadını aşağılamayı normal görenle aynı yerden bakmak sinir bozucu oluyor. En çok üçüncü ve son hikayeyi sevdim. Bir abla ve kız kardeşinin hayata karşı bitmiş umutları ve vazgeçişleri. En sevdiğim kısım son sayfada ablanın her şeyin bir rüya olduğunu söylediği kısımdı. Öyle değildi ama öyle olduğuna inanmaya ihtiyacı vardı. Engellenebilecek bir sürü şey vardı ama bunu abla tek başına başaramazdı. Her şeyin rüya olduğuna inanmak daha kolaydı. Bir de diğer karakterlerin isminin neredeyse hiç geçmemesi sadece ana karakterin, ağaca dönüşmek isteyen kadının adının geçmesi hoştu. İnsan olarak varolamayan bir kadının bitki olarak varolmaya çalışmasının hikayesi diyerek aklımda yer edinen çok güzel bir kitaptı.