Bir gün her şey, daha açık seçik olarak dile getirilecektir. Buna inanıyorum, dedi.
Peki inanmadığın ne? diye sordum.
Bu, hiçbir biçimde sonucu değiştirmeyecektir.
Bir an durdu. Sonra, Ama sen gene de benim söylediklerime güvenme, dedi.
Yani ben de, senin gibi susup oturayım mı? dedim.
Hayır, hayır, dedi. Ne sus, ne otur. Kendine bir hayat kur. Tüm yapman gereken bu. Kendine bir hayat kur.
O bir zamanlar yürüdüğüm yolları anımsıyorum da, bugün buraya nasıl ulaşmış olduğuma şaşıyorum. Gençlikte yürünen yolların çoğu gibi engebeli yollardı. Engebeleri aştığında, tuzaklar beliriyordu.Tuzakları aştığında (bunu pek azımız başarmıştır) uçurumlar, çığlar. Tüm bu sınavlardan başarıyla geçtiğimi söyleyemem. Bedenimin, içinin, dışının yara izleriyle dolu oluşu bunun tanığıdır. Bu yara izleri, bir başka gerçeğin de tanığıdır. Sanılanın tersine, güçlülerden çok güçsüzler uzun, engebeli yolları aşıp kurtarırlar kendilerini.
Bir mektup yazsaydı bana. Yıllar boyunca yazdığı o uzun mektuplardan değil, kısa bir mektup.
-Söylenecek ne kaldı?
Söylenecek ne kaldıysa onu yazan bir mektup.
Bilmediğim dillerden birinde bile olabilir.
Yazsaydı...
Oysa mektup yok. Esin yok. Hiçbir şey yok.
" Bir teselli ver. "
Teselli yok. Teselli hiç yok.