Gözlerini açtığı zaman bakışıyoruz. Bakışıyoruz da değil. Nasıl anlatayım? Boş duvarlarda o bir bulut görüyormuş gibi, dalgın gözlerle hep aynı noktayı süzüyor. Hep aynı istikamet. Hani, şöyle, kaabil olsa da gözbebeklerinden birer çizgi çekilse, bu çizginin ucu gidip duvarda bir çiviyi, yahut bir kireç dalgasını bulacak. Demek orada benim görmediğim bir şeyler var. Belki bütün bir hayat. Belki hiçbir şey...
"Hatırladı: Bir yüz, bir sokak, kalabalığın içinde âşık olduğu o an, bir şiirin dizesi, onun gülümseyişi, sonra aşk diye bir şey olmadığını yüz kez kanıtlayışlar kendi kendine, öfke, gülüşler ve ağlayışlar, vedalar, günlüğün sayfalarının arasına o günden koparılıp sıkıştırılmış bir kurumuş çiçek, yırtılan sayfalar, tutulmayan sözler, saçmalıklar ve komiklikler, kış ve sonra yine yaz ve yine bir başlangıç, yeniden aşk, başka türlü olabilirdi diye düşünülen bir gece ve hiçbir şey değişmeden uyanılan bir başka sabah. Ve sessizlik."
birinin seni anladığı günü bayram kabul edeceksin.
yorgunsun, bozgunsun, endişelisin.
bu yüzden sıkıyorsun kendini, ellerinin titremesi işte hep bu yüzden.