Istırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi, ikisinden de kaçılamazdı. Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti.
Bir yığın zavallılık içinde yüzüyordu. Hiçbir zaman tek başına mevcut olmayacak, daima ikinci ve orta kalacak, uçmak nasip olmadan sürünecekti. Bununla beraber, onun da bir hayatı, bütün eksiklerinin ve sakatlıklarının farkında olduğu, birtakım küçük hareketler, meraklar ve üstüne düşmelerle kaçtığı, avutmağa çalıştığı bir hayatı vardı. İşte, kabul etmeye mecbur kaldığı bu hayat ve onun trajedisi...
Sevdiği kitaplarını oraya, yorganın içinde bir kenara toplar, sonra onlarla beraber tıpkı oyuncağı ile beraber yatan ve onu kucaklamak için zaman zaman uykusundan uyanan bir çocuk gibi, onlarla koyun koyuna yatardı.
Fena olan şey...
...Hayatının ahenginin bozulmuş olduğu hissini kendisinde hazır bulması, nefsine karşı büyük bir hata ve ihmalde bulunanlarının duydukları o keskin azabı duymasıydı.