Belki sıcak yaz aksamlarına çare olur diye her klima sahibi olmayan insan gibi o da yarı isli perdesini cekmis penceresini aralamıştı geceden. Sabah onu içeri girip çıkamayan asil renkli kelebek uyandırdı. İntihar eder gibi amaçsızca her tarafa uçup sonucsuz hareketlere yoneliyordu. Her canlı gibi o da keskeli cümleler kuruyordu cok ömrü olmamasına rağmen. Sonunda onu yaz sabahında yakacak çıkışı buldu ve asırlar boyu orda yaşayacakmış izlenimi verip uçtu 2 günlük omru kalan kelebek. Yanı başında daha önceden hazırladığı kür vardı. Yüzünü buruşturarak bi yudum içti ve pencereden dışarıya dikkat kesildi. Dışarıda onu yeni güne bekleyen sonsuz kombinasyon düzeni vardı. Logaritmik şemada günün sonunda tekrar buraya gelip yatacaktı. Bir kac atıştırmalık alıp dışarı çıkmaya karar verdi. Evden çıktı ve cok geçmeden afallayarak geri döndü. Hiç yapmadığı seyi yapıp yanına kitap almayı unutmuştu. Odasına ayakkabı ile girip kimseye görünmemeye çalıştı ve kitabi alıp çıktı. Evi yüksekte kalıyor, bazen kendisini buluttan ev almış gibi varsayıyordu. Sokağının sonu onu masmavi çarşafa götürüyordu. Üzerinde sayısız yelken, dibinde bağrışan insanlar, bir yandan kola içip diger yanda mangal yakan enişteler... o her zaman ki ve talibi az yere gitti oturdu ve kitabına başladı, turuncu-mor bulut altında; "Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle