Bir müslüman, şahsiyet ve davranışları itibarıyla "ahsen, ecmel ve ekmel" kıvamında olmalıdır.
Ahsen, yani her işi en güzel olmalı, dâimâ etrafına güzellik tevzî etmelidir.
Ecmel, yani gönle huzur ve ferahlık verecek zarafet ve letâfette olmalıdır.
Ekmel, yani çok olgun, en mükemmel olmalıdır.
Böylesine ideal mü'minlerin her işi ve eseri; İslâm'ın güzelliğini, ihtişâmını, estetiğini, huzurunu ve güleryüzünü aksettirir.
Üstad İbnu'l Kayyım r. aleyh şöyle der: "Zikrin faydalarından altmış birincisi: Zikir zakire öyle bir kuvvet verir ki insan daha önce yapılması düşünülemeyecek işleri zikirle başarır, yapar. Ben, Ibn Teymiyye'nin yaşamında, konuşmasında, bir işe el atmasında ve yazmasında kuvvet yönüyle çok acayip bir durum müşahede ettim. Hazırladığı eserinin bir günde yazdığı kısmı, istinsah edip çoğaltanın bir cumada (bir haftada) veya daha uzun sürede yazabileceği miktar kadardı...."
Sahâbeden biri evine girdiğinde hanımı ona şu iki suâli sorardı:
1- Bugün Kur'ân'dan kaç âyet nazil oldu?
2-Allah Rasûlü'nün sözlerinden neler ezberledin?
Sahâbî evinden çıkacağı zaman da hanımı ona:
«-Allah'tan kork, haram kazanma! Biz dünyada açlığa sabrederiz, fakat kıyamet gününde cehennem azâbına sabredemeyiz!..» diye nasihatte bulunurdu.
Abdullah ibn-i Mes'ud Suffe talebelerindendi. Orada Rasûlullah Efendimiz'in rahle-i tedrisinde yetişti. Derdi ki:
"Bize Allah Rasûlü'nden öyle hâller in'ikâs etti ki boğazımızdan geçen lokmaların zikrini duyuyorduk."
İslam hukuku metodolojisinin en mühim simalarından Karâfî der ki:
"Rasulullah'ın s.a.v başka hiçbir mucizesi olmasaydı, yetiştirmiş olduğu ashabı kiram bile Onun nübüvvetini ispata kâfî gelirdi."