Klasik Jack London romanlarından farklı bir kitap. Sürükleyiciliği olan, sizi sıkmayan ve daha sonra neler olduğunu merak ettiren bir kitap.
Bu merakın ana sebebi aksiyonlu anların biraz daha fazla olması. Zaman zaman otobiyografi, bazen bir günlük gibi yazmış Jack London. Hem yaşadığı anıları anlatıyor hem de onları hikayeleştiriyor. Trende geçen anıların betimlemesi olağanüstü, eğer trene bindiyseniz veya dizi-filmlerde geçen sahneleri hatırlıyorsanız kitabı okuduğunuzu unutup o sahneyi görmeye başlıyorsunuz. Jack London'ın koşarak vagona zıplamasını, vagonların arasında görevlilerle olan kovalamacası hâlâ gözümün önüne geliyor.
Kitabın sevmediğim tek yönü bir olay örgüsünün olmadığını hissettirmesi. Başından sonuna takip ettiğim bir hikaye değilde birden fazla anının aklına geldikçe anlatmasını hissettiriyor.