Eminim. Adım kadar. Yavrularımın parmak boğumlarını unutmayıp, boş vermeyip özenle yaratan Allah’a en çok kulunun istediğini vermek yakışıyor. Kendini de bana öyle tarif ediyor.
Düşlemekten vazgeçmeme müsaade etmeyen Allah...
Hangi sözlerim, hangi eylemlerim, hangi putları reddedişim hoşuna gidiyor ve düşlerin beni ayaklandırmasını sağlıyorsan kalbimi o hâlde sabitle.
Evimde ve dışarıda sadece Sana el açmanın özgürlüğünü bana hep tattır.
Belki de en sinsi olanı bu: Herkes bir yargıç artık. Paylaştıklarımız sadece bilgi değil, bir tür infaz çağrısı. Neyin ne olacağına bireyler değil, kitleler karar veriyor. Ve kararlar çoğu zaman geri alınmıyor. Hüküm, hakikatin önüne geçiyor.
Tüm bu hız, hacim, haz ve hüküm sarmalına karşı elimizde ne var?
Benim cevabım okur olmak. Kitap okuru olmak artık başlı başına politik bir eylem. Çünkü bu çağda okurluk; bir düşünme biçimi, bir direnme tavrı. Okur olmak, hız çağında yavaşlamayı kabul etmek. Haz arzusunun yerine anlama çabasını koymak. Hüküm vermek yerine anlamaya çalışmak. Ve en önemlisi, hacmin içinde kaybolmadan, bir sesi, bir düşünceyi, bir duyguyu süzerek, içselleştirerek taşımak. Okurluk, hezeyan çağında içsel bir mantık kurmaya çalışmaktır.
Şimdi kendimize şunu sormalıyız: Ben H İktidar’ının neresindeyim?
Okur olmak, sorgulamayı sürdürmektir. Ve bazen, bir tek iyi soru, binlerce hızlı hükümden daha kıymetlidir.
Yekta Kopan
Düşünmekten filozoflarla arkadaş olacak hâle geldim. Yaşama dair düşünmeler hayatımı güzelleştiriyordu çünkü yaşamak zor, yaşamak meşakkatli ve bize lazım olan esintiler... Yaşamaya değer her şeyi çiçekte, böcekte, mantarda, yerde ve gökte görüyordum. Sonra babam öldü. O ölünce anladım ki yaşamayı anlamlı kılan, ölünce geri dönüşün olmayışı ve elimizde olan nefes sermayesini nasıl harcayacağımız konusunda özgür oluşumuz yaşamdan daha anlamlı.
Anneliğin en sevdiğim yanı, çocuklarımın zevklerini bilip onları şaşırtmaktı. Aklımda, fikrimde ve kalbimde olduklarını yaşlarına uygun şekilde bir sihirbaz gibi doğru tahmin ederek kalpleri fethetme heyecanımdı. Şimdi yeniden bunu yapmaya başlıyorum. Kıpırtıları hissediyorum. Ekin’in mor rengi sevdiğini bildiğimde yüzündeki “sevilme” hazzını ben yaşıyorum artık. Allah’ın bizim zevklerimizi bildiğinden emin, sevildiğimize bir işaret kabul ederek iyileşeceğiz.
İşte tam orada birden yıllardır kendine bile sormadığın o cümle yankılanır: Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece bir liste yapıp üzerini mi çiziyorum?
Can Yılmaz