Daima öyle bir an gelir ki, savaş dövüş halini alır, bireyleşir, sayısız ayrıntılar olayı halinde dağılır; bu da, Napoleon’un deyimiyle söylersek: “Ordu’nun tarihinden çok alayların biyografisine ait” bir şeydir. Bu durumda tarihçi özet hakkına sahiptir. Çarpışmanın belli-başlı çizgilerini yakalar; hiçbir anlatıcı, ne kadar dikkatli, özenli olursa olsun, savaş denilen bu korkunç bulutun biçimini kesinlikle çizemez.
Ailelerimizin ve toplumumuzun kuralları biz kadınların kendimizi, diğerlerinin istek ve beklentilerinden farklı şekilde tanımlamamızı güçleştiriyor ve önceliği kendi yaşamlarımızın niteliğine ya da yönüne verdiğimizde, diğerlerinden gelen olumsuz tepkiler kendimizi huzursuz ve suçlu hissetmemize neden oluyor.