Komünizm, toplumun ürünlerini mülk edinme gücünden yoksun kılmaz; böylesi bir mülk edinme yoluyla başkalarının emeğini boyunduruk altına alma gücünden yoksun kılar, o kadar.
...
... Bu toplumun çalışan üyeleri hiçbir şey elde edemezken, her şeyi elde edebilen üyeleri hiç çalışmamaktadırlar.
Kendilerini parça parça satmak zorunda olan emekçiler, bütün öteki ticari mallar gibi, birer metadırlar; o yüzden de, rekabet alanında olup biten her şeyin, piyasadaki tüm dalgalanmaların etkisine açıktırlar.
Burjuvazi, köyleri kentlerin egemenliği altına sokmuştur. Çok büyük kentler yaratmış, kentlerin nüfusunu kırsal nüfusa oranla büyük ölçüde artırmıştır, böylece nüfusun hiç de azımsanmayacak bir bölümünü kırsal yaşamın miskinliğinden kurtarmıştır. Tıpkı köyleri kentlere bağımlı kıldığı gibi, barbar ve yarı barbar ülkeleri uygar ülkelere, köylü ulusları burjuva uluslara, Doğu'yu da Batı'ya bağımlı kılmıştır.
Burjuvazi, bugüne kadar el üstünde tutulan ve önlerinde yerlere kadar eğilinen mesleklerin tüm saygınlığını çekip almış, hekimi de, avukatı da, rahibi de, şairi de , bilim adamını da kendi ücretli emekçisi yapıp çıkarmıştır.
Demokrasi diyaloğa dayanan "çoğulcu" bir sistemdir. Bir sistemin demokratik nitelik taşıyıp taşımadığının ölçüsü, düşünce açıklama özgürlüğüne sınır getirip getirmediğine bağlıdır.
...
Belirli düşüncelerin açıklanmasına sınır konursa, demokrasi "kısmici" bir görüşle sistemlestirilmis olur. Bu durumda düşünce açıklama özgürlüğü hak olmaktan çıkar ve bir "ayrıcalık" durumuna gelir. Bir ideolojinin ve sadece o doğrultudaki düşüncelerin açıklanması, hem eşitlik kuralına hem de demokratik yapının kişinin seçeneklerine göre değişip gelişebilmesi kuralına aykırıdır.