“ Elbette bir gün hayatın sonuyla yüzleşmek zorunda kalacağım. Ama bunun bir önemi yok. Asıl mühimi benim ölümümün ya da yaşamımın, başkalarının hayatını nasıl etkilemiş olacağı...”
Çok sevdiğimiz insanların ölümüne inanmak neden bu kadar zor? Sesiyle, gülüşüyle zihnimizde capcanlı olan o insanların toprağın altında olduğunu bilmek bir daha hiç gülmeyecek, konuşamayacak olduğunu bilmek bir kabustan uyanamamak değil de nedir?
“Doğumhanenin soğuk kapısından içeri giren o neşeli, telaşsız kız bir daha hiç dışarı çıkmadı.
Anne olduğum ilk sabah, kapının eşiğinde o genç kadına veda ettim. Bir bebeğin ilk nefesi, bir kadının çocuksu yanının son nefesiymiş bazen. Bu veda en derin sevginin bedeliymiş.”