Tamamen tesadüfi olarak elime geçen bir kitaptı. Yazarının Nobel Edebiyat Ödülü aldığını da öğrenince okumak istedim. Yazar bu kitabını 32 yaşında yaklaşık bir haftada yazmış. O sürede tam izole bir dönem yaşamış. Kendisi içine pek çok duygu sığdırmıştır, muhakkak ancak bu duyguların pek bir azı bana geçti. Kitap genel olarak durağandı anlatım tarzı ve olaylar dahil. Bu nedenle kısa bile kitap olmasına rağmen ilerlemek biraz zor geldi bana.
Bir malikanenin başuşağının çıktığı birkaç günlük yolculuk konu edinmiş. Konu edinmiş dedim ama daha çok kendi içine yolculuğa çıkmış gibi. Zira kitap neredeyse tümüyle yaşanan olayların hatırlanmasından ibaret.
İçerik olarak baş kahramana ‘günün sonunda’ içim sızladı. Kahraman için” kesinlikle “ böyle değildir ama kitabın sonunda boşa geçirilmiş bir ömür, hem de hiç mutlu olmadan..” dedim. Ama şu an bulunduğu yerde çok mutludur muhakkak. Ah Stevens ahh..
Bunun adı işkoliklik değil, yaptığı işi ilahlaştırmak.
Stevens’ın işine olan bağlılığını hayata karşı göstermesini umdum, her seferinde..Yapmadı ama :)