Büşra öz

“İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar. Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir. Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle, sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir.
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“İndan kendini anlamadaydı, bir hayvan gibi hislerden arındırılmış olarak yaşayacaktı. Hiçbir şeyin farkında olmayan koyun, her şeyin farkında olan bir adamdan daha mutludur.
“Rüyalarıma senin gibi hükmedemiyorum ben,belki de gözlerim kapalı olduğu içindir. Onun yerine hayal kurmak daha iyi oluyor. Buldukça, arıyorum. Neyi, hangi sebeple aradığımı bilmeden… Bazen bir kuyunun dibine çöken derin bir sessizliği karıştırırken, bazen içimin en ücra köşesinden dörtnala gelip zihnimi istila eden başkalarının seslerini bastırmak için var gücümle susarken buluyorum kendimi. Hatta öyle zaman oluyor ki, başkalarına ait olduğundan emin olduğum seslere direnmek için sessizliğe dönüşüyorum.”
Güzel, zengin kızla, yakışıklı ve bir o kadar gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zırvalıklarına, vıcık vıcık aşklara, sistemin koyunlarının tapındığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynayıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din hocalarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye dahi olsa tahammül edememek… Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanına hâkim olan her şeye…
Gazetelerde yazılar yer aldı. “Bir filantrop aramızdan ayrılıyor” başlıklı bir yazı hatırlıyorum. Babamın doktor olduğunu biliyordum ama bir filantrop olduğunu bilmiyordum. Gidip sözlüğe baktım: “Kendini bütün insanları sevmeye adamış kimse” demekmiş. Acaba daha büyüyüp adam olamamış mıydım?