“Eşyalarınıza alışamadım, yadırgadım onları. Salon-salamanjeyi, deniz gibi büyük ve kauçuk köpüklü yatağı olan karyolayı, aynı takımın yaldızlı gardrobunu ve gene aynı takımın şifonyerini ve gene aynı takımın tuvaletini sevemedim. Evinizde Türkçe bir şey kalmamıştı. Bana anlayış gösterecek yerde büfeyi gösterdin.”
....son bir kez daha mırıldandı. “Seni seviyorum...”
Bunu söylemek çok güzeldi. İnsanı özgür bırakıyordu. Dünyadaki her şeyi yapabilecek gibi hissediyordu kendisini... Bunca zaman aşka niye karşı koymuştu ki? Onu reddetmek daha büyük acı veriyordu.