"Sen...sen az önce beni öptün mü?" Carlsen şaşkın,belki biraz da soluksuz kalmış gibi görünüyordu.
"Yoo."
Ne şaşırtıcıydı ki taktiği işe yaramış gibiydi.
"Tamam o zaman." Birazcık aklı karışmış gibi görünen Dr. Carlsen arkasını döndü ve koridorda birkaç adım ilerleyerek su sebiline gitti.Belki de yolundan döndürülmeden önce asıl hedefi orasıydı.
Olive tam yakasını kurtardığına inanmaya başlamıştı ki adam duraklayıp şüpheli bir yüz ifadesiyle ona baktı.
"Emin misin?"
Kahretsin.
"Ben..." Olive yüzünü elleriyle kapattı. "Göründüğü gibi değil."
"Seninle ilgili değildi."
Hazırlıksız yalanı dilinden bir çamur seli gibi kaydı ve arkasında iğrenç bir leke bıraktı.
"Biliyorum." Adam başını sallarken hiç şaşırmış görünmüyordu.Sanki onun kendinden hoşlanabileceğine bile ihtimal vermiyordu. Olive ağlamak istedi-sabahtan beri sulu göz modu açıktı zaten- ama onun yerine başka bir yalan daha kustu.
"Ben... şey,birinden hoşlanmaya başladım da."
Adam bir kez daha başını salladı. Gözleri kararıken bir an için çenesi seğirdi.Fakat Olive gözlerini kırpınca o ifade gitti ve genç adamın yüzü yine ifadesizleşti. "O kadarını anladım."
"Bu kişi..." Olive yutkundu. Kimdi bu kişi? Bir immünolog muydu? İzlandalı mıydı? Bir zürafa mıydı? Neydi?
"İstemiyorsan açıklamak zorunda değilsin." Adam'ın sesi biraz bitkin ve tuhaf olmasına rağmen rahatlatıcıydı.
"Şey... Burası kadınlar tuvaleti değil mi?"
Tereddüt. Sessizlik. "Yoo." Adamın sesi kalındı.Oldukça kalın. Fazlasıyla kalın.Hayalleri süsleyecek derecede kalın.
Adamın bulanık,iri cüssesi ilerleyip lavaboya bir şey döktü. Olive'in burnuna öjenol, çamaşır deterjanı ve temiz erkek teni kokuları doldu.Tuhaf ama hoş bir kombinasyondu bu