Odysseus başını kaldırıp bana baktı. "Ne söylememi istiyorsun? Ben olsam yapmazdım mı diyeyim?"
"Evet."
"Yapmazdım. Belki de bu yüzden Agamemnon Miken Kralı,bense yalnızca İthaka'yı yönetiyorum."
Bu saflığı yüzünden ona sitem etmek için söyleyebileceğim binlerce şey vardı. Akhilleus her zaman çok kolay güvenirdi, hayatında şüpheci olmasını veya korkmasını gerektirecek çok az şeyle karşılaşmıştı.
(...)
Bu kolay güvenme huyu, tıpkı elleri ve mucizevi ayakları gibi onun bir parçasıydı. Ne kadar canım yanmış olursa olsun, Akhilleus'un bu duyguyu kaybetmesini ve bizler kadar huzursuz ve korku dolu olmasını asla istemezdim. Ne pahasına olursa olsun.
Önceleri o uçurumda olanları yıllar önceki bir nisan ayı öğleden sonrasında bıraktığımı düşündüysem de şimdi bundan pek emin değilim. Şimdi,bütün o araştırmacılar gittikten ve hayatım sakinliğe kavuştuktan sonra anladım ki yıllarca bambaşka bir yerde olduğumu sanmış olsam da aslında hep oradaydım,o uçuruma saplanıp kalmıştım.
Gerçek de buraya kadarmış. Jesper kapıya yürüdü. Buradan çıkmazsa aklını kaçıracaktı. "Ben zaten ölüyorum,baba. Bunu sadece yavaş yavaş yapıyorum,hepsi bu."