_Oysa bu, son derece aptalcaydı: Çünkü sen beni asla, neredeyse hiçbir zaman görmedin.Yazı masasının üstündeki mavi vazodan dört tane beyaz gül çıkardın(ah evet, onları çocukluğumdaki o tek hırsızlama bakıştan tanıyordum) ve bana verdin. Onları günlerce öptümYalnızca seninle konuşmak istiyorum. Sana ilk defa her şeyi söylemek istiyorum; bütün hayatımı bilmelisin,o hayat ki,hep senindi ve sen onu asla bilmedin.
************
Hepimizin az çok duyduğu bir kitaptır Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu. Hatta bir ara kitabı romantize edip, öpücük ve aşk sözcükleri ile süsleyen,sevgililerine hediye eden kişilerin eline geçtiğini de görmüşüzdür.(keşke görmeseydik)
Öncelikle okumadıysanız bu incelemeyi geçebilirsiniz. Ama şayet okumadıysanız gidip hemen okuyabilirsiniz çünkü kitap kısacık. Kısacık ama sanki sayfalar boyu okumuş gibi hissediyorsunuz. Zweig'in bir yeteneği de bu. Kısa ama etkili hikayeler.
Ben kitabı çok beğendim demek istiyorum. İçindeki aşkı mı beğendim demek bu asla değil. Ama kabul edelim ki okuması bile yürek burkuyor. Aşık olmaktan yavaş yavaş o kişiyi hayatının merkezine almaya evrilen bir takıntıyı okuduk. Karşılığında o kişi tanımıyor, hatırlamıyor, bilmiyor. Peki elimizde ne kalıyor o zaman?
Kitapta özelikle aşırıya kaçan sözde "aşk" olarak yapılan eylemleri ve düşünceleri okumayı çok sevdim. Sırf o dokunduğu için izmariti saklaması ve dudakları değdiği için bunu kutsal sayması,onun dokunduğu kapı kolunu öpmesi, yazdığı kitaplar bir dua kitabı gibi ezberlemesi...
Bay R.' nin tepkisini çok kısa buldum. Okunması,sindirilmesi kolay bir şey değildi o mektup. Kendi karakterinin analizinden, tanımadığı bir ailesi olduğuna kadar her şeyi okudu adam. Ama tek yaptığı arkasına yaslanmak aşkı düşünmek ve bir nevi bunu romantize
Okuyalı epey oldu ve bende yorumunu bir gece yarısı girmeye karar verdim. Konusunu anlatmayacağım ve spoiler içerecek.
Öncelikle kitabı beğendim mi beğenmedim mi söyleyemiyorum. Bilemiyorum. Özellikle sonunun bağlanma şekli çok saçma geldi bana. Elindeki hayat kötü olabilir ama neticede hiçbir hayatın mükemmel olmayacaktı gibi bir ders mi çıkarmalıyız burdan.
Nişanlısı ile pub açma hayali vardı ve adamı terk ettiği için hâlâ pişmanlık duyuyordu. Ama adamla evlendiği takdirde aldatılacağı bir evlilik yaşayacağını gördü.
Yüzmeyi bıraktığı için pişmandı. Ama eğer yüzme kariyerine devam etseydi bu başarı ve zenginlik dolu hayatında da tıpkı kendi fakir ve berbat hayatındaki gibi kendini öldürmeye teşebbüs edecek olduğunu gördü.
Kardeşiyle ve arkadaşıyla kurduğu müzik grubunu devam ettirmek istemediği için pişmandı. Ama eğer devam ettirseydi ağabeyinin hayatta olmayacağını gördü.
Ve bize anlatılmayan şekilde çok fazla hayat gördü.
Sonra bir tanesinde; mükemmel bir tanesinde durduk. Kalabilirdi,kalırdı ve kalmama sebebi bile saçmaydı.
Kitap güzel ama beni düşündürmedi. Hayatta pek çok çıkış ve iniş var. Farklı yollar var ama seçmediklerimizin ihtimallerinden,yaşayabileceğimiz alternatif hayatlardan belki de asla haberdar olamayacağız. Ve daima elimizdekinin en iyisi olduğu klişesinden nefret ediyorum.
"Bir de ilkokul öğretmenliği okuyor,çok tatlı değil mi?" dedi. "Diyorum ya,gerçek bir kız. Uzun saçlı, biraz etine dolgun, elbise giymekten çekinmez. Ben böyle kızları severim. İstersen bana eski kafalı de ama o zeki kızlar hiç bana göre değil."
Lisede her hocamız kadınlar günümüzü kutlamıştı ama bir tanesi "siz kadın değilsiniz" diyerek kutlamamıştı.
Öğrencilerine siz kadın değilsiniz, çünkü s*kilmediniz demeye getirmek ne kadar da ahlaksızca.
Alys kendi minik burnunu kırıştırıp düşündü. "O kadar yaşlı olmasa bence Jan yakışıklı sayılabilirdi."
"Şansına erkeklerin, yaşlılıklarını zenginlikleriyle telafi edebildikleri bir dünyada yaşıyoruz."