Buse Özkan

7/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2025 72. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2025 22:57
Kitabımız, İngiliz bir ailenin çocuklarını Jamaika’da yaşanan büyük bir fırtınadan korumak amacıyla İngiltere’ye göndermesiyle başlıyor. Ancak çocuklarını güvende tutmak isteyen aile, ne yazık ki tam tersine onları çok daha büyük bir felaketin içine sürüklemiş oluyor. Roman boyunca, bu çocukların yaşadıkları sarsıcı olaylara tanıklık ediyoruz. Jamaika’da Fırtına, Richard Hughes’un bilinen ilk romanı olup 1929 yılında yayımlanmıştır. Kitap yer yer rahatsız edici unsurlar barındırsa da yüzeyde bir macera romanı gibi ilerler. Okurken bana sık sık Sineklerin Tanrısı’nı hatırlattı; pek çok okurun da benzer bir karşılaştırma yaptığı biliniyor. Ancak bu romana kıyasla daha yüzeysel ve yalın bir anlatıma sahip. Ailelerinin koruma amacıyla yola çıkardığı çocuklar, bindikleri geminin korsanlar tarafından ele geçirilmesiyle kendilerini bir anda şiddet, korku ve cinayetle iç içe bir dünyanın ortasında bulurlar. Romanın asıl odağı da bu noktada ortaya çıkar: masumiyet kavramının sorgulanması. Tıpkı Sineklerin Tanrısı’nda olduğu gibi, çocukların da karanlık bir yan taşıyabileceğini ve bulundukları koşullara göre hızla değişebileceklerini gösterir. Kitabı herkese gönül rahatlığıyla tavsiye etmek zor; çünkü içeriği bazı okurlar üzerinde rahatsız edici bir etki bırakabilir. Ayrıca anlatımın zaman zaman yavaşlaması, kitabı yarıda bırakma isteği uyandırabilir. Buna rağmen ben bütünüyle etkileyici buldum. Rahatsız edici unsurlar barındırsa da türü içinde oldukça yalın ve çarpıcı bir anlatı sunuyor. Psikolojik açıdan sarsıcı, düşündürücü ve yer yer macera duygusu da taşıyan bir roman okumak istiyorsanız, bu kitap sizin için ilgi çekici olabilir. Jamaika’da Bir Fırtına
1000 Kitap
Jamaika’da Bir FırtınaRichard Hughes · Jaguar Kitap · 2020112 okunma
Reklam
9/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2025 68. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2025 11:44
1955 Eylül ayı gerçekten en hüzünlü Eylüllerden biri. Ve bu kitaptan sonra bütün Eylüller takvimde geçse bile, 1955 Eylül’ü hep içinizde kalacak… Bu kitapla ilgili sayfalarca yazmak istiyorum ama duygusal anlamda dağılıp, toparlayamamaktan korktuğum için kendimi frenliyorum. Çünkü yaşananlar kadar bu yaşananların insanda bıraktığı duygular da çok yoğun. Ve bu yoğun hislerin hepsini kendi cümlelerimle ifade etmem pek mümkün değil; kitabı okuduktan sonra ancak ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Dış hatları ile bakıldığında Hüzünlü Bir Eylül 1955 6-7 Eylül, Kıbrıs’ta yaşanan olayları ve Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalanmasını bahane ederek İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı planlanıp hayata geçirilen zulmü anlatıyor. Geçmiş tarihe ve politikaya ilgisi olanlar az çok zaten kitapta yaşanan olayları detaylıca biliyor ya da en azından bu kara lekeyi bir yerlerden duymuştur. Belki aranızda bu tarihteki yaşanan olaya başka perspektiften bakanlar hatta bunu bir “leke” olarak görmeyenler de olabilir. Ancak benim bu kitabı okurken hissettiğim duygunun adı tam olarak bu: insanlık adına bir leke. Kitap boyunca karşılaştığımız işkenceler, kaçırılmalar, tecavüzler, kaybolmalar; ne yazık ki bugün dünyanın birçok yerinde hâlâ yaşanan vahşetlerden çok da farklı degil. Ve hala dünya üzerinde bir çok ülkede politikanın çirkinleştiğinde geldiği son çözüm noktası da bu. Ama beni en çok etkileyen, tüm bunların ardında kalan yarım hikâyeler oldu. Bu kitap, tarihte bir kırılma anını; hayatların ortasından ikiye bölündügü o küçücük zaman dilimini anlatıyor. Yapılanlar başlı başına bir vahşetken, bu vahşetin insanların hayallerini, gelecek umutlarını ve yaşam enerjilerini nasıl yok ettigini karakterler üzerinden izliyoruz. Yorgo ve Suzan'ın aşkına, aileleri arasındaki o güzel
1000 Kitap
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,717 okunma
6/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Ekim 2025 00:03
Ateşli bir hastalık geçiren kadın karakterimiz hayatına giren dört önemli kişiyi ve bu kişilerle yaşadığı anlıları bizimle paylaşıyor. Minimalist ama duygusal bir dile sahip İsveçli yazarımız Ia GENBERG bu dört kişi üzerinden aşk, arkadaşlık, ebeveynlik gibi temaları ele alırken, insan ilişkilerindeki küçük ama etkili detayları kendi anıları eşliğinde okura sunuyor. Eski sevgili( Johanna), yakın arkadaş( Niki), eski bir aşk( Alejandro) ve annesi(Birgitte) ile yaşadıklarını; kronolojik bir zaman çizgi yerine, aklına geldikçe anlatıyor. Bu anlatım biçimi ile zamanın ve insan ilişkilerinin üzerimizde bıraktığı etkiyi, otobiyografik tatta bir kurgu içinde aktarıyor. Kendine has yazış tarzıyla İskandinav edebiyatının güçlü kalemlerinden olan Genberg, okuru yönlendirmekten özellikle kaçınıyor. Ancak anlattığı detaylar ve anılar okurun kendisini metnin içinde bulmasını sağlıyor. Kitap oldukça akıcı, birçok karakterde “Ben de bunu yaşamıştım, böyle hissetmişim”, diyebileceğiniz noktalar var. Okura daha az yargılayan ve insan ilişkilerinde daha anlayışlı olmayı teşvik edecek bir bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum. Her ne kadar hayatımızın belli dönemlerinde ilişkilerimizi noktalasak da, aslında yaşanmış hiçbir ilişkinin tam anlamıyla bitmediğini; geçmişte bir yerlerde var olmaya devam ederek bizimle bugüne geldiğini görüyoruz. Küçük detay içeren anıların, gelecekte aklımıza geldiğinde üzerimizde nasıl etkiler yarattığını fark ediyoruz. Detaylar çok olaylı ya da çok büyük etkiler yaratmayı amaçlayan bir kitap değil.Ama eğer doğru zamanda size eşlik ettiyse, ve sindire sindire ilerleme fırsatınız olursa, okuduğunuz cümleleri düşünecek zamanları ve üzerine yorumlama yapabilecek zamanları yaratabilirseniz bence oldukça keyif alacağınız bir kitap. Okumak isteyen herkese
DetaylarIa Genberg · İthaki Yayınları · 20251,343 okunma
7/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2025 23:25
Paris’te yaşayan 25 yaşında bir üniversite öğrencisinin varoluş sorgulamasını anlatıyor kitabımız. Her şeyden kendini soyutlayarak, hayatı ve anlamını sorgulayarak kendini bir anda yaşamdan izole edip, iç dünyasına dönen karakterimizin hayatındaki kırılma dönemine tanık oluyrıuz aslında. İnce sayfa saysına nazaran bana göre çok kolay okunan bir kitap değil (tabi okuyup geçmez iseniz) ancak okurken oldukça etkilenip, altını çizdiğim ve kendimde sorguladığım yerler oldukça fazlaydı. Paris sokaklarında amaçsız dolaşan, gününün çoğunu odasının tavanlarını izleyerek geçiren karakterimiz biraz “yapmamak” eylemini yaşam biçimi olarak kabulleniyor aslında.Varoluşçuluk üzerine kısa ama oldukça etkili bu kitapta karakterimizin yalnızlık, yabancılaşma, hissizlik duygularına tanık oluyorken modern hayatın günümüzde yarattığı boşluk duygusuna da yazar gözler önüne sermiş. Bence herkesin kendi hayatından bir şeyler bulacağı çok yer var kitapta ve yazar okura oldukça kendini sorgulatacak noktalara değinmiş. Bu sebep ile konusu ilgisini çekenlerin ve bu tarz kitapları sevenlerin hoşuna gideceğine inanıyorum. Keyifli okumalar
1000 Kitap
Uyuyan AdamGeorges Perec · Metis Yayınları · 20205,1bin okunma
8/10
·390 syf.··
Beğendi
·
2025 71. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 23:34
Yıldız ve Hakan, geçmişlerinin peşlerini kovaladığı, kapatamadıkları defterleri sırtlarına yük edip hayatı kendilerine dar eden ve bu nedenle kendi iç dünyalarında kayıp, yitik ki ayrı ruh. Aynı evin içerisinde hayatları birbirine kâğıt üzerinde bağlı ama birbirinden ayrı iki dünyada yaşayan bir karı-koca. Genel hatları ile bahsedersem, öncelikle kitabın sevdiğim ve sevmediğim tarafları var. Bazı yerlerde yazarın daha fazla ayrıntıya işlemesini, karakterler için ufak dokunuşlar yapmasını çok isterdim. Mesela birbirlerini görmemeleri, birbirlerinin duygularına hiç dokunmamaları,her ikisinin de iç dünyalarında kopan fırtınalara, travmalara daha uzun yer vermemesi bende okurken bir eksiklik hissettirdi. Karakterler, tabiri caizse birbirlerine eteklerindeki taşları dökselerdi beni okurken oldukça tatmin ederdi. Bir sonraki sevmediğim kısım ise Yalçın ve Yıldız’a yemek sonrası ne oldu, kitabın sonunda Yıldız ve Hakan’ı neye bağladı, Suna ile ilgili deprem sonrası olanlar gibi okurun yorumuna bırakılan yerleri daha fazla irdelenmesi, sayfalara yayılması bende net ve sonuca bağlanmış bir okuma deneyimi yaratırdı. Bunlara ek bende okur olarak hissettirdiğine gelecek olur isek Hakan ile kitap boyunca hiç empati yapamadım, çok kendi dünyasında, çok fazla ben merkezli, empati yeteneği olmayan bir karakter başından sonuna kadar Hakan’a hiçbir yerde hak veremedim. Yıldız ise olması gerekenden fazla fedakar, fazla anlayışlı, hayatında Hakan veya herhangi birinin yanında kalması için hep kendinden eksilten, bu neden ile devamlı kalbinde kırgınlık, dilinde özür ile gezen bir kadın. Yer yer kendisi için savaştığını düşünsem de aslında bunu isteyerek değil alışkanlıktan dolayı yaptığına inanmaya başladım okudukça. Tüm karakter detaysızlığına ve yüzeyselliğine rağmen kitabı yinede
1000 Kitap
KaybolanTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 20205,2bin okunma
Reklam