Bu kitap, ilgi budalası bir aydının(!) egosunu tatmin etmek için yazdığı bir fantaziden fazlası değil.
Öncelikle bu kitabı Serenad'dan sonra okuduğumu belirtmekte fayda var. Serenad kitabında inceden inceye rahatsızlık duyduğum bazı şeyler vardı ama bu kitabı okuyana kadar adını koyamamıştım. Ama artık hem bu rahatsızlık hissinin adını hem de Zülfü'nün kitaplarına son noktayı koymuş bulunmaktayım.
Beni iki kitapta da en çok rahatsız eden şey; Zülfü'nün genç kadınlar tarafından arzulanma ve hayran olunma arzusunu kitap karakterleri üzerinden tatmin etmeye çalışması. Bu arzusunu, entelektüel açıdan donanımlı ve hemen hemen her şey hakkında bilgisi olan (herbokolog), yaşlı ve olgun erkek karakterler (silver fox) yaratarak ve genç kadınları bu karaktere hayran ederek dolaylı yoldan tatmin ediyor. Serenad'da olduğu gibi gene yaşlı bir adam, gene ondan oldukça genç bir kadın başrolde.
Aa bu arada genç kadının bir adı bile yok. Ancak kitabın sonundaki tutanakta öğreniyoruz "gazeteci kız"ın adını. Bu konuya tekrar değineceğim ancak şunu söylemeliyim ki Zülfü'nün bu kitabında "kadın" karakter YOK! Hayır, şaka yapmıyorum, oldukça ciddiyim. Duyguları, düşünceleri, özgür iradesi olan bir tek kadın yok bu kitapta. Sadece bir oyuncak bebek görünümünde ve robot mekanikliğinde birkaç kadın taklidi var ki bunlar da Zülfü'nün ataerkil zihniyetinin yaratmış olduğu sığ bir hayalden ibaret.
Neyse kaldığım yerden devam edeyim. Öncelikle şuna değinmem gerekiyor ki baş karakterimiz yalnız kalmak için ıssız bir sahil köyüne çekilen, insanlardan hoşlanmayan ve mümkün olduğunca az münasebet kurmaya çalışan biri. Ama her ne hikmetse ancak seçili birkaç kişinin girebildiği o düzenli evine 20'li yaşlarda genç ve güzel bir kız gelince hemen kapılar ardına kadar açılıyor.
Karakterimiz insanların ne