Ayfer Tunç adını ilk kez bu siteden duymuştum hatta ve hatta bir kullanıcı vardı. İsmi Ferah. İncelemeleriyle beni adeta büyülemişti, incelemeleri hayata dokunan beni hüzünlendiren yer yer düşündüren ve cesurcana işlenmiş beni etkisi altına alan bir hal içerisindeydi. Ard arda bütün incelemelerini okumuş sanki kendisini uzun yıllardır tanıyormuş gibi hissettirmişti yazdıklarıyla. İşte Ayfer Tunç ismini ilk kez onun incelemelerinde görmüştüm ve kesinlikle okumalıyım demiştim kısmet bugüneymiş.
Kitabı okumaya başladım sanırım bir 10 sayfa geçince yarım kalan cümlelerin hep yarım kaldığını ve günlük yazarının önce kadın olarak düşünüp bir sonrakinde bana erkek hissiyatını verdiğini farkettim. Kafam çok karıştı sanırım kitapta bir basım hatası var diye düşündüm sonra 1000k sitesine girip incelemelere bakmaya karar verdim ve kitabın aslında iki farklı günlük sahibine ait olduğunu, biri kadın biri erkek , aynı tarihlerde günlük yazmaya başladıklarını ve hayatının bir döneminde kesişmelerini içerdiğini gördüm. Kurgu kısmı bu açıdan çok dikkat çekiciydi. Okurken zorlanmamak ve iki günlüğe de hakim olmak için önce erkek anlatıcı sonra kadın anlatıcıdan gün gün ilerleyerek gittim. Keza bu bana birbirleriyle kesiştikleri dönemde karşılıklı yaşadıkları hissiyatları iki farklı açıdan görebilmemi sağladı.
Kaybolmuş kişiler ve kendini bulmaya çalışan kişilere ait kitaplar ve o insanların düşüncelerine ait yolculuğuna tanık olunan kitaplarda onlara eşlik etmek beni bir kitapta en çok içine çeken detay sanırım. Bu yüzden en çok sevdiğim yazar Oğuz Atay olabilir. Bu kitapta iki farklı cinsiyetin kaybolmuşluklarını ve birbirine benzer kısımlarını barındırıyor. O yüzden bir solukta bitirebildim diyebilirim. Beni kitapta en çok etkileyen kısım ise (bu kısmı özellikle kitabı okumayanlar