“İnsanın varlığı bir ormana benzer. Orada iyi, kötü, her şey bulunur. “Ruhumdan ona üfürdüm” ayetinden haberin varsa, bu ilahi nefesten feyz alıyorsan insandan, bu karışık, acayip varlıktan çekin. İnsan varlığında binlerce kurt, binlerce domuz, temiz, pis, güzel, çirkin, binlerce huy vardır. İnsan varlığında hangi huy üstünse, hüküm, buyruk onundur. Bir maden karışımında da altın bakırdan fazla ise o karışım altın sayılır. Senin varlığında hangi huy üstün ise o huya sahip hayvanın şeklinde haşredilmen gerekmektedir. İnsanda an olur kurtluk zuhur eder, bir an olur insan, ay gibi, Yusuf yüzlü bir güzel olur. İyilikler de, kinler de gizli bir yoldan gönüllerden gönüllere gider. Hatta anlayış, bilgi, hüner insandan öküze ve eşeğe bile geçer. Azgın, serkeş at rahvan yürümeye başlar. Ayı oyun oynar, keçi selam verir. İnsanlardan köpeğe bir heves, bir arzu geçer de köpek ya av avlar, yahut çoban olur, koyun güder ya da bekçilik eder, av bekler. Ashâb-ı Kehf’in köpeğine onlardan öyle bir huy geçti ki sonunda yürüdü gitti, Allah’ı arar oldu. İnsanın gönlünde zaman zaman bir başka çeşit huy baş gösterir. İnsan bazen şeytan olur, bazen de melek. Bazen de tuzak kesilir, canavarlaşır. Mana arslanlarının, velilerin çok iyi bildikleri o hakikatler ormanından gönüller tuzağına giden gizli bir yol vardır. Gönüller bu gizli yoldan manevi zevkler alırlar, gelişirler. Ey köpekten de aşağı olan kişi, durumundan ümitsizliğe kapılma. Hakikatler ormanında sen de manevi zevkler almak istiyorsan gönül yoluna gir de ariflerin can mercanından, yani onların irfan incilerinden bir miktarını çal. Madem ki hayırsızsın, bari o değerli inciyi çal. Taşıyacaksan, bari böyle mübarek bir yükü taşı.”