Busra Akkalayci

Ancak bir arif, “hiçbir şey görmedim ki kendisinden sonra Allah’ı görmeyeyim” der. Bir diğer arif, “hiçbir şey görmedim ki Allah’ı kendisinde görmeyeyim” der. Diğer bir arif, “hiçbir şey görmedim ki kendisinden önce Allah’ı görmeyeyim” der. Bir arif, “yalnızca Allah” derken, bir başkası “Allah’ı ancak Allah görür” der. Bu beş tavır dış alemde olandır. Kemal sahibi olan arif, bu beş tavrın hepsini görüp cem ettikten sonra, beş tavrı da nefsinde görür.
Din
Tek varlık düşün. Her şeyi, ama her şeyi o tek varlık içinde gör. Durum bu olunca bak: arif kim, maruf kim? Her ikisi de aynı şeydir. Sonra vasıl kim, mefsul kim? Her ikisi de aynı varlıktır. Evet, aynı manada bak: gören kim, görülen kim? Hiçbir zaman bunları birbirinden ayırmak mümkün olmaz. Üstteki hâlâ biraz daha açılmalıdır ki öyle olacak. Arif Hakk’ın sıfatıdır, maruf ise zatı. Vasıl Hakk’ın sıfatıdır, mevsul ise zatı. Diğerleri de aynı kıyasa tabidir. Sonra sıfatı, mevsufu ayırmak da olmaz. Zira sıfat ve mevsuf aynı şeydir. İkisi de aynı köke bağlıdır. Yetmez mi? O kadar anlatılanlar sana henüz bir şey anlatmadıysa, yazık.
Din
Şimdi kendini ele al. Çünkü bu misalde sade sen varsın: ismin ve müsemman. Aslında bunların ikisi de aynı manaya gelir. Ya sana bir isim verilmiş ya da sen bir isim almışsın. Mahmut adını almışsın ya da sana Mahmut adı konmuş. Halbuki sen kendi adını Muhammet biliyorsun. Aradan bir zaman geçiyor. İş bu zaman uzundur veya kısadır, ikisi de farksız. İş bu aradan geçen zamandan sonra anlıyorsun ve biliyorsun ki ismin Muhammet değil de Mahmut imiş. Şimdi ne oldu? Vücudunda bir değişiklik oldu mu? Hayır, hiçbir değişiklik olmadı. Araya sadece bir marifet oyunu girdi. Ve sen kendin elde ettiğin marifetinle Muhammet ismi kalktı ve sen Mahmut oldun. Nasıl oldu bu iş diye düşünmeye ne hacet? Şöyle oldu: sen ancak Muhammet sandığın ismini özünden sildikten sonra oldu. İş bu manada fena halinde nasıl olduğunu anladın. Şüphesiz fena hali bir şeyin vücudunu ispatladıktan sonra olur; yani zahirde kullanıldığı manadaki fena hali. Arada bir isim değişti; Muhammed Mahmut oldu. Ama ne Mahmut’tan bir şey eksildi ne de Muhammed’den. Mahmut’tan bir kısılma, bir eksilme olmadı. Sonra Muhammet de Mahmut için de bir yok değildi, fena bulmadı. Sonra onun içine girmiş de değildi, bir çıkış da olmadı. Bir anlama sonunda Muhammet eridi, silindi. Mahmut’un içine de girmedi. Hulasa ortada sadece bir mana değişmesi oldu. Sonra önce Muhammet olan kimse kendisinin Muhammet değil de Mahmut olduğunu nasıl anladı dersiniz? Kendi kendine anladı. Muhammet ismiyle değil, çünkü Muhammet yoktu. Olmayan bir şeyle olmakta olan bir şey nasıl anlaşılır? Dikkatli olursan yukardaki misal ile çok şey elde edebilirsin.
Din
Sen an mefhumu ile anılan zamanların hepsinde yakınlık ve uzaklık içindesin; ama Allah’tan başka bir şey olmadan. Ne var ki sen bu manayı anlamak irfanına sahip değilsin. İş bu irfan mahrumiyetin nefsi nedir, özü nedir? Ve sen kendini bilmiyorsun ki osun; ama sensin, senliksiz. Dikkat et şu cümleye: Vuslat marifettir. Her ne zamanki vasıl oldun, yani özünün arifi, Hakk’a vasıl oldun sayılır. Ne var ki bu irfan duygusunda, irfan harflerinin varlığı da olmayacak.
Din
Burada sana yapacağımız kısa bir tavsiyemiz olacak: Önce nefsini bil, yani varlığını, özünü bil ki sen iddia ettiğin gibi sen değilsin; bir başka sensin. Aklına, hayaline gelmeyecek şekilde sensin. Ne var ki sen bunu anlayamıyorsun. Anlamaya çalış.
Din