"Sevgi de, aşk da bir imtihandır ki, sıklıkla birbirinin yerine geçip kalpleri yanıltır kızım. Hakikatte sevgiyle aşk arasındaki ilişki cömertlik ile israf, tutukluluk ile cimrilik arasındaki ilişki gibidir. Nasıl ki cömertliği aşan şeye israf, tutumluluğu aşan şeye de cimrilik deriz? Aşk dedikleri, sevginin bir adım ötesidir. Şimdi sen söyle ötelerde kim var? "
İskender Pala kitabında buna benzer misallerle daha nice aşk tanımlarına yer verir ve "ben aşığım" diyenlerin tekrar düşünmesine sebep olacak bir hikaye sunar.
Hikaye 1500'lü yılların sonu, 1600'lü yılların başında geçer. I. Ahmet dönemidir. Baş karakter olarak padişahın adıyla anılan camiinin yapımında görev alan Bahşı, tarihten alınmış kişilerin içerisine ustaca yerleştirilmiştir.
Olayın temeli yeni kavuşan iki sevgilinin bir kaza sonucu ayrılması ve arkasından gelen 25 yıllık hasrettir. Fakat konu öyle işlenmiştir ki, adeta divan edebiyatındaki sevgili- seven-rakib üçlüsünün gazellerden nesre aktarılmış halidir.
Divan edebiyatındaki gazellerde sevgilinin tek isteği sevdiğine kavuşmak, rakibin ise aradan çekilmesidir. Fakat İskender Pala hikayeyi öyle bir noktaya getirir ki seven, sevilen, rakib kimdir karışır. Çok daha derine iner; rakib sevenin ölümüne üzülecek konumdadır. Çünki ölen sevgiliye daha önce kavuşur...
Günümüz modernitesindeki sahte aşklardan bunalan kişilere sahih bir aşk hikayesi sunar. Muazzam bir aşk felsefesi. Eminim ki kendine aşık diyenler okuduktan sonra kendilerinden utanacaklardır.